DEM Parti Genel Başkanı'nın Açıklamaları

DEM Parti Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye'de siyasi iklimin normalleşmesi için gelin bir araya gelelim. Oyu, sandığı, makamı mevkiyi, popülizmi, rantı ve polemiği bırakıp, 86 milyonun geleceğini düşünerek siyasal iklimi normalleştirelim diyoruz” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmaya Romanların gününü kutlayarak başladı. “Romanların günü de varmış. Bir Roman atasözü aynen şöyledir; 'Ayakta gömün beni. Bütün hayatım dizlerimin üstünde geçti' der. Bu söz, Roman olmanın tarihsel yüküne maruz kalmanın eşsizliğini, haksızlığı ve direnci tek başına anlatıyor. DEM Parti olarak açık söylüyoruz. Bu ülkenin başta Romanlar olmak üzere hiçbir vatandaşının ikinci sınıf vatandaş olmasını istemiyoruz. Roman halkına yönelik barınma, eğitim, sağlık ve istihdam alanlarında süren eşitsizliklerin de bir an önce ortadan kaldırılmasını istiyoruz. Roman yurttaşlarımızın eşit, onurlu ve güvenceli yaşam hakkını birlikte savunduk, savunmaya devam edeceğiz” dedi.

Enerji Kaynakları ve Savaşlar

Bakırhan, dünyanın sadece enerji kaynakları için kavga etmediğini belirterek, “Eskiden petrol ve doğal gaz için kavga ediyorlardı. Evet bu da var ama asıl büyük kavga o enerjinin ve ticaretin geçtiği yer üzerinde veriliyor. Güç savaşları artık boğazlarda, limanlarda, koridorlarda, geçitlerde yaşanıyor. Kapitalizm tarihi boyunca üretim ve tüketim krizleriyle milyonların hayatına karabasan gibi çöktü. Şimdi de dolaşım kriziyle dünya planını tehdit ediyor. Enerjinin nereden geçeceğinin kendisi bir savaş ve kriz gerekçesine dönüşmüş durumdadır. Önümüzdeki günlerde de Malakka Boğazı başta olmak üzere kimi boğazları, geçitleri tekrar konuşmak durumunda kalacağımız görülüyor” şeklinde konuştu.

Orta Doğu'da Demokrasi Mücadelesi

Abdullah Öcalan'ın İran savaşı başlangıcında üç önemli çizgiden bahsettiğini belirten Bakırhan, “Birinci çizgi ABD-İsrail çizgisidir. Bu savaşta hükmeden akıldır. İkinci çizgi İngiltere'nin başını çektiği çizgidir. Bu da dengeyle oyalayan statükocu bir akıldır. Üçüncü çizgi de demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. Yani uğruna bedeller ödediğimiz mücadele çizgisidir. Bu demokratik bir toplum isteyen bir akıldır. Şimdi başta İran olmak üzere birçok yerde aslında bu üç çizgi karşı karşıyadır. Birbiriyle mücadele ediyor. Biz tüm Orta Doğu'da olduğu gibi İran'da da demokrasi ve ortak yaşamı savunuyoruz. Sadece Kürtlerin hakkını değil, Azerilerin, Meluçların, Lurların, Türkmenlerin, en çok da 'Cihan Azad'ı diyen İranlı kadınların hakkını, hukukunu savunuyoruz. Biz İran'a ve Orta Doğu'ya sadece petrol, doğal gaz, dolar olarak bakmıyoruz. Burası medeniyetin mayalandığı, halkların ve inançların yüz yıllarca yan yana yaşadığı bir coğrafyadır. Kürtlerin de 2 bin yılın üzerinde geçmiş tarihleri var bu coğrafyada” dedi.

Barış ve Demokrasi İçin Yeni Yaklaşımlar

Türkiye'nin eski kodlarla, eski korkularla değil, barış ve demokrasi eksenli akılcı bir siyasetle bölgeye yaklaşması gerektiğini belirten Bakırhan, “Ankara'nın dış müdahaleye karşı tutumunu anlamlı buluyoruz. Ankara, Kürtlerin, kadınların, farklı hakların ve inançların tanınması için de İran yönetimine bir çağrıda bulunabilir. Bu Türkiye'nin pozisyonunu güçlendirir. Böyle bir yaklaşım, Kürtlerin de, İran'da ezilen halklar ve inançların da Ankara'yla olan bağını güçlendirir” diye konuştu.

Bakırhan, şöyle devam etti: “Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor. Yanlış mı yapıyoruz? Türkiye'de sorunumuz varsa Ankara'yla çözmek istiyoruz. Irak'taki Kürtler sorununu Irak devletiyle çözmek istiyor. Kiminle çözecekler? Suriye'de bir sorun varsa bir muhatabı Kürtler ise, diğer muhatabı Suriye yönetimidir. İran'da da Kürtler sorunlarını İran devletiyle çözmek istiyorlar. Ama bu başkentler de Kürtlerin bu duruşuna saygı göstermeliler, statüko ve çözümsüzlükten vazgeçmeliler artık. Tahran, Bağdat'ın hakkını tanırsa İran güçlü olur. Şam, Kobani'yi kabul ederse Suriye güçlenir. Bağdat, Süleymaniye'nin hakkını korursa Irak güçlenir. Ankara, Diyarbakır'ın hukukunu tanırsa güçlenir. Büyür demokrasi. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan-kazan politikası budur.”

Bakırhan, Türkiye'nin yüzyıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşadığını kaydederek, “Bizim barış ve demokratik toplum süreci dediğimiz süreç. Bu önemli süreçte önce-sonra ikilemi kurmak, süreci teyit mekanizmasına havale etmek çözümü geciktirme çabasıdır. Bu çaba sadece çözüm karşıtlarını cesaretlendirir ve süreci enfekte etme riski taşır. Barış eş zamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir. Barışın siyasal iklimini oluşturmak için de adımlar atılmalıdır. Bakın bizden önce Sayın Bahçeli aynen bu kürsüden şunları söyledi: 'Artık adımlarla ilgili oyalanmaya ve oyalamaya gerek yok' dedi. Evet, biz de katılıyoruz. Artık atılacak adımlarla ilgili ne oyalanmaya ne oyalamaya gerek var. Dün de Sayın Cumhurbaşkanı aynı şeyleri söyledi. Peki, kime söylüyorlar bunu? Oyalanan kim, oyalayan kim? Hangi adres kim? Kim adım atacak? Dolayısıyla artık bu süreci yürütenler,

Kaynak: İhlas Haber Ajansı