Modern hayatta yorgunluk şikayetleri artıyor: Psikiyatristten çözüm önerileri

6 Dakika Okuma

Stres, kaygı, uykusuzluk ve hasta hissetme durumu modern çağın sık karşılaşılan şikayetleri arasında yer alıyor

Bu rahatsızlıkların nedenleri bazen anlaşılamıyor ve birey kendini mutsuz, asosyal ve sürekli depresif bir halde bulabiliyor. Bu ruh halinin sebepleri hakkında bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tıbbi açıdan hastada bir sağlık sorunu olmadığı sürece şikayetlerin nedenleri için bir haritalama yöntemi geliştirildiğini ve bu haritaya dayanarak üç aşamalı bir tedavi sürecinin başlatıldığını belirtti. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Sürekli yorgun olduğunu söyleyen biri geldiğinde ilk adım nedenin haritasını çıkarmaktır. Ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu-durum, kaygı düzeyi, uyku, iş yaşamı, travma öyküsü ve stres faktörlerinin tespit edilmesidir” açıklamasında bulundu.

Modern yaşamın getirdiği zorluklar yorgunluğu artırıyor

Günümüzde birçok kişi “sürekli yorgunum” ifadesini sıkça kullanmakta, ancak bu yorgunluğun kaynağı her zaman açık olamıyor. Stres, kaygı, uykusuzluk ve açıklanamayan halsizlik zamanla bireyin sosyal yaşamdan uzaklaşmasına, mutsuzluk ve çökkünlük hissinin kalıcı hale gelmesine yol açabiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tıbbi bir neden bulunmadığı durumlarda ‘yorgunluk haritası’ adı verilen bütüncül bir değerlendirme yaklaşımının iyileşmeye giden yolu aydınlattığını ifade etti. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygusal durum, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, travma öyküsü ve stres etmenlerinin tek tek değerlendirildiğini, elde edilen bu haritaya göre ise üç aşamalı bir tedavi süreci planlandığını sözlerine ekledi.

Uykusuzluk depresyon ve anksiyeteyi tetikleyebiliyor

Uykusuzluğun, depresyon ve anksiyete gelişimde önemli bir risk faktörü olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “İlişki iki yönlüdür; bozuk bir uyku, depresyon riskini artırır, depresyon ise zaten uykuya dalma güçlüğü, erken uyanma veya sık uyanma gibi durumlarla uykuyu bozar. Telefon ışığına bakarak uyuduğumuz, gece uyanıp bildirim kontrol ettiğimiz bir çağda dinlendirici uyku artık lüks haline gelmiştir. Gün boyunca süren fiziksel ve zihinsel yorgunluğun çoğu zaman nedeninin kalitesiz uyku olduğu görülmektedir. Uyku, beynin pekiştirme, duygusal düzenleme ve toksinlerden arınma (Glimfatik Sistem) süreçleri için kritik öneme sahiptir. Düşük kaliteli ya da yetersiz uyku, beynin bilişsel işlevlerini (dikkat, hafıza, karar verme) olumsuz etkiler, bu da kişinin kendini “beyin sisi” içinde hissetmesine ve zihinsel olarak daha çabuk yorulmasına sebep olur” dedi. Uykusuzluğun duygusal dengesizliğe de neden olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Bu durum, kişinin duygusal olarak daha hassas, sinirli hale gelmesine ve stresle başa çıkmada yetersiz kalmasına yol açar. Ortaya çıkan bu duygusal dengesizlik, zihinsel enerjinin hızlıca tükenmesine neden olur. Ayrıca bağışıklık sistemini etkileyerek inflamasyonu artırır; bu da halsizlik ve tükenmişliğe yol açabilir” açıklamasında bulundu. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, “Araştırmalar, kronik uykusuzluğun depresyon gelişimi için güçlü bir risk faktörü olduğunu göstermekte. Tedavi edilmeyen uyku bozuklukları, psikiyatrik semptomların tedavisini de zorlaştırabilir. Bu nedenle mutlaka psikiyatrik değerlendirme yapılmalıdır” dedi.

Depresyon ile tükenmişlik arasındaki sınır belirsizleşiyor

Depresyon ve tükenmişlik arasındaki farkın giderek daha karmaşık hale geldiğini aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bu iki durumun sıklıkla birlikte gözlemlendiğine vurgu yaptı. Tükenmişliğin çoğunlukla iş yaşamı ile sınırlı olduğunu ve işten uzaklaşmanın belirtileri hafiflettiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yorgunluk, isteksizlik ve duygusal çökkünlüğün sadece iş ile kısıtlı kalmayıp, hayatın tüm alanlarına yayılabileceğini, en az iki hafta süren dikkat dağınıklığı, işlev kaybı ve çökkünlük halinin depresyon açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Kronik kaygının zihni sürekli tetikte tutarak kas gerginliği, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, sindirim sorunları, uyku ve konsantrasyon bozukluklarına yol açtığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, modern iş yaşamındaki yüksek performans beklentileri, belirsiz rol tanımları, iş-özel yaşam sınırlarının kaybolması ve pandemi sonrası artan iş yükünün, hem çalışan yetişkinlerde hem de gençlerde duygusal tükenmeyi belirgin bir şekilde artırdığını ifade etti. Ayrıca sınav ve kariyer baskısının yanı sıra ekonomik belirsizlik ve sosyal medya ile ortaya çıkan kıyaslama kültürünün gençleri zihinsel olarak yorduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, uzun süren yorgunluk ve ruhsal belirtilerin mutlaka bir ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

İlk adım yorgunluğun haritasını çıkarmak

‘Sürekli yorgunum’ şikayetiyle başvuran bireyde ilk adımın nedenin kapsamlı bir şekilde ortaya konması olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşmeyle duygu durumu, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, stres faktörleri ve travma öyküsünün değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, anemi, tiroit bozuklukları, enfeksiyonlar ve vitamin eksiklikleri gibi tıbbi nedenlerin dışlanmasının önemine vurgu yaparak, sosyal ve çevresel faktörlerin; ekonomik stres, bakım verme sorumlulukları ve iş yeri koşullarının yorgunluk üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koydu. Tedavide duygusal düzenleme, stresle başa çıkma ve sınır koyma becerilerinin güçlendirilmesinin temel olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, uyku hijyeni, dijital detoks ve fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı düzenlemelerinin zihinsel tükenmişliği azaltmada etkili araçlar olduğunu belirtti. Depresyon, anksiyete, panik atak, öfke kontrol sorunları veya obsesif belirtilerin eşlik ettiği durumlarda uygun tıbbi tedavilerin planlandığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, farkındalık ve nefes egzersizlerinin, zihni sürekli tetikte tutan kaygı döngüsünü azaltacağını, değer temelli yaşam, sosyal temas ve öz-şefkat pratiğinin tükenmişlikten korunmada önemli rol oynadığını vurguladı. Ayrıca Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sınır koyma becerisinin, dijital uyaranların sınırlandırılmasının ve enerjiyi merkeze alan zaman yönetiminin kronik yorgunlukla mücadelede bilimsel olarak etkili yöntemler arasında olduğunu sözlerine ekledi.

İhlas Haber Ajansı

Bu Makaleyi Paylaş
Exit mobile version