İlk bakışta cevap çok basit gibi görünüyor. Serçe, küçük ve hafif yapısıyla bilinen bir kuş. Elde ve ayakta bulunan en küçük parmak da bu benzetme üzerinden “serçe parmak” adını almış görünüyor. Yani burada yalnızca anatomik bir adlandırma değil, Türkçenin sevdiği benzetmeli anlatım da devreye giriyor. Küçük olan, narin olan, elde en uçta duran parmak; halk dilinde serçeyle eşleşmiş.

Ece İrtem'in  Ön Otopsi Raporu Çıktı
Ece İrtem'in Ön Otopsi Raporu Çıktı
İçeriği Görüntüle

Ama işin asıl ilginç tarafı burada başlıyor. Çünkü Türkçede bu parmağın adı tarih boyunca hep “serçe parmak” değildi. Journal of Turkish Studies’te yayımlanan Engin Çetin imzalı çalışmaya göre Uygurcada bu parmak için “kiçig erŋek”, Karahanlı Türkçesi ve sonraki bazı Türk dili sahalarında ise “çıçalak” ve türevleri kullanıldı. 15. ve 16. yüzyıl Anadolu metinlerinde ise “sırça barmak” biçimiyle de karşılaşıldı.

Bu bilgi, serçe parmağın adının yalnızca “küçük olduğu için böyle denmiş” cümlesiyle geçiştirilemeyeceğini gösteriyor. Çünkü bu küçük parmak, Türkçenin farklı dönemlerinde farklı kelimelerle karşılanmış. Bir dönem “küçük parmak” anlamına gelen eski yapılar kullanılırken, Türkiye Türkçesinde zamanla “serçe parmak” adı öne çıkmış.

Bugün Türk Dil Kurumu’nun yazım kurallarında da doğru kullanım “serçe parmak” şeklinde, yani ayrı yazılıyor. TDK, organ veya organ yerine geçen sözlerle kurulan bazı birleşik kelimeler arasında “serçe parmak”, “yüzük parmağı” ve “şehadet parmağı” örneklerini ayrı yazılan yapılar arasında gösteriyor.

Kısacası serçe parmağın adı, küçük bir kuştan ilham alan basit bir benzetme gibi görünse de arkasında eski Türkçeye, halk ağzına ve Anadolu metinlerine uzanan uzun bir yol var. Belki de bu yüzden en küçük parmak, dilin hafızasında en sevimli isimlerden biriyle yaşamaya devam ediyor.

Bir dahaki sefere sehpanın köşesine serçe parmağınızı çarptığınızda sadece acımayacak; belki de Türkçenin yüzyıllardır taşıdığı küçük bir kelimenin nasıl bugüne geldiğini hatırlayacaksınız.