Nilüfer Belediyesi Sağlık Buluşmaları’nda Psikiyatrist Dr. Ömer Öz Konferansı
Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği ‘Sağlık Buluşmaları’na katılan psikiyatrist Uzman Dr. Ömer Öz, toplumda sıkça yanlış anlaşılan depresyon, panik atak ve kaygı durumlarına açıklık getirdi. Öz, psikiyatrik destek ve tedavinin temel amacının, bireyin korkuları nedeniyle kaybettiği ‘ruhsal bağımsızlığını’ geri kazandırmak olduğunu vurguladı.
Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını korumak ve halkı bilinçlendirmek amacıyla gerçekleştirdiği ‘Sağlık Buluşmaları’nın konuğu psikiyatrist Uzm. Dr. Ömer Öz oldu. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde yapılan etkinlikte Öz, depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları ve takıntılar hakkında doğru bilinen yanlışları katılımcılarla paylaştı.
Her Endişe Panik Atak Değildir
Konuşmasına “panik atak” kavramının günümüzde içinin boşaltıldığına dikkat çekerek başlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, endişeli veya tez canlı olmanın hemen bir hastalık olarak etiketlenmemesi gerektiğini vurguladı. Öz, “Günümüzde biraz evhamlı, ‘aman başımıza bir şey gelir mi’ diye düşünen herkes kendisine panik atak etiketi yapıştırıyor. Oysa kaygı ve üzüntü, tıpkı mutluluk gibi son derece insani ve gerekli duygulardır. Değer verdiği şeylere sahip olan her insan, bunları kaybetme korkusuyla endişe yaşar. Bu, tek başına bir hastalık göstergesi değildir” dedi.
Hedefimiz Kişinin Bağımsızlığını Geri Kazanması
Psikiyatrik desteğe ne zaman ihtiyaç duyulacağı ile ilgili açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Öz, kilit noktanın “bağımsızlık” olduğunu belirterek, şunları ifade etti: “Bir kişi kaygıları yüzünden yemek yiyemiyor, dışarı çıkamıyor veya evde yalnız kalamıyorsa, o kişi bağımsızlığını kaybetmiş demektir. Bizim bilimsel olarak gerçekleştirmeye çalıştığımız şey, bireyin bu korkular nedeniyle kısıtlanan özgürlüğünü ona geri vermektir. Yoksa amacımız insanı hiç üzülmeyen, hiç kaygılanmayan robotik bir varlığa dönüştürmek değil.”
Ruh sağlığı sorunlarını tanımlarken kullanılan dilin önemine dikkat çeken Öz, “bozukluk” kavramına mesafeli yaklaştığını belirtti. “Bende bozukluk var” düşüncesinin kişiyi aciz hissettirdiğini ifade eden Öz, “Cerrah değiliz, elimizde neşterle bir şeyi kesip atamayız. İyileşme, kişinin düşünce yapısını ve olayları yorumlama şekliyle başlar. ‘Korkma, takma, geçer’ gibi cümlelerin tedavide yeri yoktur. Kişi o an gerçekten öleceğini ya da bayılacağını düşünüyorsa, ona sadece ‘korkma’ demek anlamsızdır. Önemli olan düşünce ile gerçeği ayırt etmesini sağlamaktır” şeklinde konuştu.
Katılımcıların sorularını da yanıtlayan Uzm. Dr. Ömer Öz, psikiyatrik ilaçlarla ilgili toplumda oluşmuş “uyuşturur, bağımlılık yapar, kilo aldırır” gibi önyargılara da yer verdi. Bilimin ve farmakolojinin oldukça geliştiğini ifade eden Öz, “Tedavide amacımız kişiyi uyuşturmak değil, işlevselliğini artırmaktır. Ancak ilaç tek başına sihirli bir değnek değildir. Yaşam alışkanlıklarını değiştirmek, düşünce biçimlerini yeniden düzenlemek ve gerekirse terapi ile süreci desteklemek gerekir” diye ekledi.
İhlas Haber Ajansı
