Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ahmet İçağasıoğlu, glokomun sessiz ilerleyen bir hastalık olduğunu vurgulayarak, ‘Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir' dedi. VM Medical Park Pendik Hastanesi'nde açıklamalarda bulunan Op. Dr. İçağasıoğlu, glokomun göz içi basıncının artışı nedeniyle göz sinirine zarar veren ve tedavi edilmediği takdirde görme kaybına yol açabilecek kronik bir hastalık olduğunu belirtti. ‘Glokom, halk arasında göz tansiyonu olarak bilinir. Çoğu zaman sinsi bir şekilde ilerleyen bu hastalık, erken evrede belirti vermediği için hastalar çoğunlukla durumlarının farkında olmuyor. Bu sebeple glokom, ‘sağlıklı gözün sessiz hırsızı' olarak tanımlanır' diye ekledi. ‘Görme kaybı geri döndürülemez' diyen Op. Dr. İçağasıoğlu, hastalığın retina ve optik siniri etkilediğini ifade ederek, ‘Genellikle hastalık önce çevresel görmeyi etkiler. Başlangıçta hastalar görmelerinin iyi olduğunu düşünebilir, bu nedenle çoğu fark etmez. Ancak zamanla görme alanı daralır ve ileri evrede tünel görme gelişebilir. Glokomda kaybedilen retinal ganglion hücreleri ve optik sinir lifleri geri gelmez. Tedavinin amacı kaybedilen görmeyi geri kazandırmak değil, hastalığın ilerlemesini durdurmak veya yavaşlatmaktır' şeklinde konuştu. Göz içi basıncındaki dalgalanmaların da hastalıkta önemli bir rol oynadığını belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, ‘Sadece ortalama basınç değil, gün içindeki dalgalanmalar ve özellikle gece yükselmeleri de sinir hasarını hızlandırır. Bu nedenle düzenli damla kullanımı ve takip hayati önemdedir' dedi. Glokom tedavisinde düzenli takip ve ilaç uyumunun önemine değinen Op. Dr. İçağasıoğlu, hastaların genellikle kendilerini iyi hissettikleri için tedaviyi aksatabildiğini dile getirdi. ‘Glokom, kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Göz içi basıncı kontrol altına alınmazsa, sinir hasarı sessiz bir şekilde devam eder. Düzenli takip, OCT ve görme alanı testleri ile hastalığın ilerlemesini izlemek gereklidir. Tedavi planı buna göre belirlenir' dedi. 40 yaş sonrası göz muayenelerinin ihmal edilmemesi gerektiğini kaydeden Op. Dr. İçağasıoğlu, ‘Glokomda erken tanı, görmenin korunmasında en kritik faktördür. Özellikle 40 yaşından sonra düzenli göz muayeneleri yapılmalıdır. Ailede glokom öyküsü bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Bu nedenle bu kişilerin daha erken yaşlardan itibaren düzenli göz muayenesi yaptırmaları önemlidir' dedi. Günlük yaşam alışkanlıklarının göz sağlığı üzerinde etkili olduğunu belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı önerilerini şöyle sıraladı: ‘Tempolu yürüyüş, hafif koşu ve yüzme gibi aerobik egzersizler göz içi basıncını düşürebilir ve gözün kan dolaşımını artırabilir. Ancak ağır kaldırma gibi basıncı artırabilecek egzersizlerden kaçınılmalıdır. Uyku pozisyonu da önemlidir; yüzüstü uyumak veya sürekli aynı göz üzerine yatmak basıncı artırabilir. Bazı yoga pozisyonlarında baş aşağı duruşlar dikkatle uygulanmalıdır. Aşırı kahve ya da su tüketimi, göz içi basıncını geçici olarak yükseltebilir. Sıvı alımını gün içine yaymak daha sağlıklıdır. Antioksidan zengini bir beslenme ve sigaradan uzak durmak, göz sinirini korumaya destek olur.' Op. Dr. İçağasıoğlu, nadir de olsa bebeklerde de glokom görülebileceğini belirterek, konjenital glokomun göz içi sıvısının dışarı akışını sağlayan yapıların gelişimindeki bozukluk nedeniyle ortaya çıktığını söyledi. ‘Bebeklerde aşırı göz sulanması, ışıktan kaçma, gözleri sıkma ve kornea bulanıklığı en sık görülen belirtilerdir. Göz büyüklüğünde artış ve korneada ödem de görülebilir. Bu belirtiler fark edildiğinde vakit kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır' dedi. Tedavinin genellikle cerrahi yöntemlerle yapıldığını belirten Op. Dr. İçağasıoğlu, ‘Erken dönemde yapılan müdahale ile görme büyük oranda korunabilir. Geç kalınırsa, optik sinir hasarı kalıcı hale gelir' dedi. Son olarak, Op. Dr. İçağasıoğlu, toplumda farkındalık oluşturmanın önemini vurgulayarak, ‘Glokom, sessiz bir şekilde ilerleyen bir hastalıktır. Belirti vermeden görme kaybına yol açabilir. Düzenli göz muayenesi, ilaçlara uyum ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, görmenin korunması için en etkili önlemlerdir. Özellikle 40 yaş üzerindeki ve risk gruplarındaki kişilerin kontrollerini aksatmaması gereklidir' şeklinde konuştu.




