Avrupa’da haziran ayında başlayan şiddetli sıcak hava dalgası, sağlık sistemleri üzerindeki baskıyı artırdı. İspanya’da kısa süre içerisinde yüzlerce ölüm yüksek sıcaklıklarla ilişkilendirilirken Fransa, İtalya, Almanya ve İngiltere başta olmak üzere çok sayıda ülkede sağlık uyarıları yayımlandı.
Peki sıcaklıkların 35-40 dereceyi aştığı Avrupa’da insanlar neden hayatını kaybediyor? Benzer sıcaklıklara alışkın bölgelerde aynı ölçüde ölüm görülmezken Avrupa kentlerini bu kadar savunmasız bırakan ne?
Uzmanlara göre yanıt yalnızca termometrede değil. Yaşlı nüfus, kronik hastalıklar, yüksek nem, gece boyunca soğumayan evler ve betonlaşmış kentler bir araya geldiğinde sıcaklık ölümcül bir sağlık krizine dönüşüyor.
Ölümlerin çoğu “sıcak çarpması” olarak kayda geçmiyor
Aşırı sıcaklarda yaşanan ölümlerin tamamı doğrudan güneş çarpması veya sıcak çarpması şeklinde gerçekleşmiyor. Yüksek sıcaklık, kalp-damar, solunum, böbrek ve şeker hastalıklarını ağırlaştırarak mevcut sağlık sorunlarının ölümcül hâle gelmesine yol açabiliyor.
Vücut sıcak havada kendisini soğutabilmek için ciltteki damarları genişletiyor ve terlemeyi artırıyor. Bu süreçte kalp daha fazla çalışmak zorunda kalırken terleme nedeniyle su ve mineral kaybı yaşanıyor.
Özellikle kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, böbrek hastalığı veya diyabeti bulunan kişilerde bu yük ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Tansiyon düşmesi, bilinç kaybı, ritim bozukluğu, akut böbrek hasarı ve pıhtılaşma riskindeki artış ölümle sonuçlanabilecek tablolara dönüşebiliyor.
Nem yükseldiğinde terlemek de yeterli olmuyor
İnsan vücudunun temel soğutma sistemi terlemedir. Ancak havadaki nem yükseldiğinde ter cilt üzerinden yeterince buharlaşamaz. Kişi terlese bile vücudundaki ısıyı dışarı atamaz.
Bu nedenle hissedilen sıcaklık, ölçülen hava sıcaklığından çok daha tehlikeli seviyelere çıkabilir. Rüzgârın zayıf olduğu, nemin yükseldiği ve doğrudan güneş ışınımının arttığı günlerde vücudun soğuma kapasitesi hızla azalır.
Vücut sıcaklığının kontrol edilememesi hâlinde sıcak bitkinliği ortaya çıkabilir. Müdahale edilmezse bilinç değişikliği ve organ hasarıyla seyreden sıcak çarpmasına dönüşebilir. Sıcak çarpması acil tedavi gerektiren ve ölüm riski yüksek bir durumdur.
Geceleri sıcaklığın düşmemesi riski katlıyor
Sağlık açısından en kritik tehlikelerden biri, geceleri sıcaklıkların yeterince düşmemesi. İnsan bedeni normal şartlarda gece saatlerinde dinlenerek gün boyunca biriken ısı yükünden kurtuluyor.
Ancak “tropikal gece” olarak adlandırılan sıcak dönemlerde evler ve şehirler sabaha kadar serinlemiyor. Vücut aralıksız biçimde ısıya maruz kaldığı için kalp ve böbrekler üzerindeki baskı ertesi gün de devam ediyor.
Arka arkaya yaşanan sıcak geceler, özellikle yalnız yaşayan yaşlılar ve yatağa bağımlı hastalar açısından tehlikeyi büyütüyor. Gündüz sıcaklığından korunabilen bir kişinin gece boyunca aşırı ısınmış bir evde kalması, fark edilmeden sağlık durumunun bozulmasına neden olabiliyor.
Avrupa’nın yaşlı nüfusu sıcaklara karşı daha savunmasız
Avrupa’daki sıcaklık kaynaklı ölüm oranlarının yüksek olmasının en önemli nedenlerinden biri nüfusun giderek yaşlanması. Yaş ilerledikçe susama hissi zayıflıyor, terleme kapasitesi azalıyor ve vücudun sıcaklığa uyum sağlama yeteneği düşüyor.
Yaşlıların önemli bir bölümünde kalp, akciğer, böbrek veya metabolizma hastalıkları bulunuyor. Birden fazla ilaç kullananlarda da sıcak havanın etkileri ağırlaşabiliyor.
Bazı ilaçlar sıvı kaybını artırabilir, tansiyonu düşürebilir veya vücudun terleme ve ısı dağıtma mekanizmasını etkileyebilir. Ancak sıcak günlerde ilaçların doktor önerisi olmadan bırakılması veya dozunun değiştirilmesi de ciddi risk taşıyor.
Beton kentler geceleri dev bir radyatöre dönüşüyor
Asfalt, beton, taş yapılar ve koyu renkli çatılar gün boyunca güneşten gelen ısıyı depoluyor. Güneş battıktan sonra bu ısı yeniden çevreye yayıldığı için kent merkezleri kırsal alanlardan daha sıcak kalıyor.
“Şehir ısı adası” adı verilen bu etki, özellikle yeşil alanı az ve yapılaşması yoğun mahallelerde hissediliyor. Üst katlarda, çatı katlarında veya hava akışının sınırlı olduğu küçük evlerde yaşayanlar daha büyük risk altında bulunuyor.
Düşük gelirli bölgelerde yaşayanların klima, yalıtım, gölgelendirme ve serin alanlara erişim imkânlarının daha sınırlı olması, sıcaklık krizini aynı zamanda sosyal eşitsizlik sorunu hâline getiriyor.
Avrupa’daki binalar uzun sıcak dönemlere hazır değil
Avrupa’nın birçok bölgesindeki ev, okul, hastane ve bakım merkezleri geçmişte daha serin yaz koşulları dikkate alınarak inşa edildi. Uzun süre devam eden aşırı sıcaklar ise binaların iç sıcaklığının günler boyunca yükselmesine neden oluyor.
Klima ve etkili soğutma sistemlerinin her evde bulunmaması, özellikle kuzey ve batı Avrupa’da sıcak hava dalgalarının etkisini artırıyor. Pencerelerin küçük olması, hava dolaşımının yetersiz kalması veya evlerin gece havalandırılamaması iç mekânları tehlikeli hâle getirebiliyor.
Bu nedenle dışarıdaki sıcaklık düşmeye başlasa bile evlerin içindeki sıcaklık saatlerce yüksek kalabiliyor.
Sıcak hava kirliliğin etkisini de ağırlaştırıyor
Sıcak ve güneşli günlerde yer seviyesindeki ozon miktarı yükselebiliyor. Hava kirliliği ile yüksek sıcaklığın aynı anda görülmesi, özellikle astım ve kronik akciğer hastalığı bulunan kişilerde solunum problemlerini artırabiliyor.
Aşırı sıcak, uyku bozukluğu, zihinsel yorgunluk ve dikkat kaybına da yol açıyor. Bu durum trafik ve iş kazalarının artmasına, açık havada çalışanların daha fazla risk altında kalmasına neden olabiliyor.
Serinlemek amacıyla deniz, nehir ve göllere girilmesi de dolaylı ölümleri artırıyor. Avrupa’daki son sıcak hava dalgasında çok sayıda boğulma vakasının yaşanması, sıcaklığın yalnızca hastalıklar üzerinden değil davranış değişiklikleri yoluyla da can kaybına neden olduğunu gösterdi.
Dünya Sağlık Örgütü: Ölümlerin büyük bölümü önlenebilir
Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Birliği ve ilişkili ülkelerde son dört yılda 200 binden fazla kişinin sıcaklık nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıkladı. Kuruma göre bu ölümlerin büyük bölümü zamanında alınacak önlemlerle engellenebilir.
Yaşlıların düzenli olarak kontrol edilmesi, serinleme merkezlerinin açılması, erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, bakım evleri ile hastanelerin sıcak hava planlarına sahip olması ve kentlerde yeşil alanların artırılması temel önlemler arasında gösteriliyor.
Uzmanlar, sıcak hava dalgasının yalnızca öğle saatlerinde dışarı çıkmama meselesi olmadığını vurguluyor. Asıl risk günler boyunca devam eden ısı yükü, serinlemeyen evler ve hastalıkları fark edilmeden ağırlaşan savunmasız kişilerde ortaya çıkıyor.
Avrupa’da sıcaklıkların daha sık, daha uzun ve daha şiddetli hâle gelmesi beklenirken yeni tartışma artık “Hava kaç derece olacak?” sorusundan çok, “Kentler ve sağlık sistemleri bu sıcaklığa ne kadar hazır?” sorusu üzerinden ilerliyor.




