1240 yılında bir Selçuklu sultanı anası tarafından yaptırılan ve sekiz asrı aşkın süredir Tekke Dağı'nın yamaçlarında duran bir yapı... Şeyh Turesan Zaviyesi'nin taşları, uzun süre sessizce bir sır saklıyordu. Anadolu Üniversitesi'nden Doç. Dr. Demet Kara o sırrı sonunda gün yüzüne çıkardı.
Anadolu Selçuklu Devleti'nin en güçlü kadın figürlerinden biri olan Mahperi Huand Hatun, I. Alâeddin Keykubad'ın eşi ve II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in annasıydı. Yalnızca saray hayatıyla sınırlı kalmayan Mahperi Hatun, Kayseri, Tokat ve Yozgat başta olmak üzere pek çok şehirde vakıflar ve hayır kurumları kurdu; geride kalıcı bir mimari miras bıraktı.
Bu miras içinde belki de en az bilinen yapı, Kayseri'nin İncesu ilçesi ile Ürgüp'ün Başköy kasabası arasındaki Tekke Dağı eteğinde hâlâ ayakta duran Şeyh Turesan Zaviyesi'dir.
Zaviye sözcüğü, 14. ve 15. yüzyıla dek şehirlerde, kasabalarda ve yollar üzerinde kurulmuş yapılar için kullanılan bir terimdir. İçinde şeyh ve dervişler yaşar; yoldan geçen seyyahlar ücretsiz barınır; tasavvuf eğitimleri verilir, ibadetler yerine getirilirdi. Ribat, hânikâh, buk'a, savmaa… aynı işlevi gören yapıların pek çok adı vardı.
Şeyh Turesan Zaviyesi, 1240 inşa tarihiyle bu yapı geleneğinin bilinen en erken örneklerinden biridir.
-
1220
±Mahperi Hatun, Selçuklu sarayına giriyor I. Alâeddin Keykubad ile evlenerek Anadolu'nun en güçlü hanedanının bir parçası oluyor. -
1237II. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıkıyor Mahperi Hatun'un oğlu sultan olunca anasının hamiliği ve yapı faaliyetleri yeni bir ivme kazanıyor.
-
1240Şeyh Turesan Zaviyesi inşa ediliyor Mahperi Hatun, Tekke Dağı'nda Şeyh Turesan adına zaviyeyi yaptırıyor. Kitabede kendi ismi geçmiyor; vakıf kaydı gerçeği ortaya koyuyor.
-
OsmanlıTekke ve dergâha dönüşüm Diğer zaviyeler gibi Şeyh Turesan Zaviyesi de Osmanlı döneminde tekke işleviyle varlığını sürdürüyor.
Doç. Dr. Kara'nın bulgularının en çarpıcı yanı, yapıdaki bazı mimari ögelerin teknik bir zorunluluktan değil, inançsal bir ritüelden doğduğunu kanıtlamasıdır. Kara şunu sorar: Eğer bir eleman mekânı güçlendirmek için eklenmemişse, neden oradadır?
Tüm bu bulgular şunu ortaya koyuyor: Şeyh Turesan Zaviyesi yalnızca bir barınak ya da ibadet yeri değildi. Mimarisi, içinde icra edilen tasavvufi pratiklerin biçimini doğrudan yansıtıyordu. Taş ve harç, ritüelin kendisine dönüşmüştü.
İlginç bir ayrıntı daha: Yapının inşa kitabesinde Mahperi Hatun'un adı geçmiyor. Gerçeği ortaya çıkaran, vakıf kaydıdır. "Zaviye-i Şeyh Turesan" ifadesini taşıyan bu kayıt, hem yapının kimliğini hem de banisini kesin biçimde belgeler. Kitabe ve vakıf kaydı birlikte okunduğunda tablo netleşir: yapıyı yaptıran Mahperi Hatun'dur; yaptırdığı kişi ise zaviyeye adını veren şeyhdir.
Sekiz asır önce taşa ve kâğıda kazınan bu bilgiler, bugün Doç. Dr. Kara'nın titiz çalışması sayesinde yeniden konuşmaya başladı.




