Dışişleri Bakanı Fidan, İran’a askeri müdahaleye karşı olduklarını vurguladı

14 Dakika Okuma

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran’a Yönelik Askeri Müdahaleye Karşıyız

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “İran bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da gerçekleşecek her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız” dedi.

Bakan Fidan, medya temsilcileriyle bir araya geldiği değerlendirme toplantısında, uluslararası sistemin 2025’teki görünümüne ve Türk dış politikasının temel önceliklerine dair açıklamalarda bulundu. Fidan, ardından medya temsilcilerinin sorularını yanıtladı.

Bakan Fidan, “Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen birçok sorun var. Bunlardan biri de İran’ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar ve bölgedeki bazı politik uyumsuzluklar. Biz, İran’ın komşusu olarak dostça görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yüzyıllara dayanan bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da yaşanacak her şey bizim için çok önemli olduğundan bu gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz” dedi.

Sorunların diyalogla çözülmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Fidan, “İran’ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsızlık senaryolarından kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için önceliğimiz, güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek; ama maalesef geçtiğimiz aylarda bazı gelişmeleri de yaşadık. 12 gün süren savaşlarda önce İsrail’in, ardından da Amerika’nın sınırlı bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık. Şimdi bunun tekrar etme olasılığı ortaya çıkarsa ki bu bizim istediğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran’da meydana gelecek geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin taşıma kapasitesinin çok üzerinde olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika ile İran, bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer ülkeler aracılığıyla veya doğrudan müzakere ederek çözerler. Biz de meseleyi dikkatlice takip ediyoruz” şeklinde konuştu.

Gazze’de Güvenliğin Sağlanması

Dün özel temsilci Steve Witkoff’un duyurusuyla artık ikinci aşamaya geçtiklerini belirten Bakan Fidan, “Bunun bir gün öncesinde, dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık. İkinci aşamanın nasıl ve hangi aşamalarla hayata geçirileceğini görüştük. Birincisini Miami’de yapmıştık, yeni yıla girmeden birkaç hafta önce. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizi memnun ediyor. Cumhurbaşkanımız insani yardımlar konusunda büyük bir hassasiyete sahip. Filistinlilerin soğukta barınmasız, ilaçsız ve gıdasız kalmaları hepimizi derinden yaralamakta. İsrail’in bu konuda sistemli bir politika uyguladığını biliyoruz. Netanyahu hükümetinin uluslararası toplumun uygulamak istediği barış planına fazla taraftar olmadığını görmekteyiz. Nihai amaçları Filistinlilerin Gazze’den çıkması. Ancak uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin sağladığı itme gücüyle, Amerika’nın da ağırlığını koyarak bu barış aşamasını bu noktaya getirdi” şeklinde konuştu.

Bakan Fidan, “İkinci aşamada geçtiğimiz günlerde mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze’nin idaresini alması birinci önceliktir. Daha sonra Barış Kurulu’nun ilan edilmesi ve bu kurulu temsil edecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması bekleniyor. Bu süreçte gidecek bir işlem manzumesi var. Önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun organlarının hayata geçmesini umuyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak elbette; ancak biz ve diğer kurumlarımız, bu sürecin herhangi bir soruna yol açmaması için büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla çalışmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya doğru ilerliyoruz, ama risklerin de farkındayız; İsrail’in niyetleri de ortada” diye ekledi.

10 Mart Mutabakatı Uygulanmalı

Bakan Fidan, SDG’nin Kandil’le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak sunulmasını hayretle karşıladıklarını belirterek, “Bu, 2+2 dört eder kadar net bir bilgidir. Bizim SDG ile en büyük problemimiz bu. Suriye Kürtlerinin kendi otantik yapılarıyla sadece Suriye’deki Kürtlere yönelik sorunlarını çözmesi gerekiyor. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz; belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözme biçimlerini biz biliyoruz. Ancak bu durum böyle olmuyor. Dört ülkede eylemi olan bir örgütün Suriye’deki adının SDG olması, YPG olması çok bilinen bir gerçektir. Bu nedenle SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin, Kandil’den onay almadan pratikte bunun hayata geçmesi mümkün değildir. Bu durum işleri zora sokuyor. Ama bizim isteğimiz 10 Mart Mutabakatı’nın bir an önce uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması” dedi.

Halep’te Her Zaman Aynı Oyunu Görüyoruz

Halep konusunda geçmişte yaptıkları uyarılara dikkat çeken Bakan Fidan, “Halep konusundaki uyarılarımıza rağmen bu sorunların ortadan kalkması gerekiyor. Olayın güç kullanılmasına gelmemesi lazım dedik. Şimdi Fırat’ın batısında, özellikle geçtiğimiz 8 Aralık’tan sonra işgal edilen yerlerin tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi gündemde. Bu film sürekli tekrar ediyor. Afrin’den, Resulayn’dan, Tel Rıfat’tan itibaren Halep’te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Gidip, ‘Ya burada duruşunuz illegal, şu yapıların olmaması lazım’ dediğimizde direniyorlar; ardından güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Sonra yine güç kullanılıyor ve geri adım atılıyor. Bu şablondan çıkılması gerekiyor. İyi niyet göstermek isteyenlerin diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı bir sorun çözme tekniklerine girmesi gerek. Zaman kazanarak daha fazla istifade etmeye çalışarak bölgeyi tahrip etmeye yönelik bir yaklaşım bu parametreleri yönetmek adına gerçekçi değil. İyi niyetin gösterilmesi gerekir. Biz Suriye’de istikrar istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin refahını ve güvenliğini istiyoruz. Ancak bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah barışçıl yollarla çözülür” ifadelerini kullandı.

10 Mart Mutabakatı hakkında da açıklamalarda bulunan Bakan Fidan, “Mutabakatın uygulanmaya başlanmaması sebebiyle şu anda bunun uygulanması konusunda madde geçerli. Ancak Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için ihtiyaç duyduğu unsurlar var. Bu mesele hem bölge ülkelerine yönelik talebimiz, hem de Suriye’nin kendi programında mevcut. Ülkede bulunan azınlıkları dışlayarak gidemezsiniz. Burada altın oran ise anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil edilmesidir. Bunu kendi kümeleri olarak seçip bir siyasal entite haline dönüştürmek ayrı bir şeydir. Zaten sorunun kaynağı da buradadır. Bizim istediğimiz, modern zamanların getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün insanların lehine olmasıdır; kişiler kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken bir bayrak altında bulundukları ülkenin menfaatlerinden yararlanmaları gerekmektedir. Bu yapı sık sık denenmiş, istikrara ve refaha en uygun yapı olduğu anlaşılmıştır. Ülkede bölgesel siyasal entiteler oluşturulması, inanç ya da etnisiteye göre adacıklar yaratılması bölünmeye davetiye çıkarmaktadır. Ben bu durumu ideolojik bir araç olarak değil, ortak insanlığın menfaatine bir sorun olarak görmekteyim. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor” dedi.

Ukrayna konusunda, geçtiğimiz günlerde Paris’te liderler toplantısı düzenlendiğini hatırlatan Bakan Fidan, “Gönüllüler Koalisyonuna ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar. Biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. O toplantıya gelene kadar birçok bakan düzeyinde toplantı yapıldı. Diplomatlar, askerler bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun bir çalışmanın içindeydiler. Daha önce de belirttiğim gibi, yapılacak olan barış sadece Rusya ile Ukrayna arasında olmayacak. Esas itibarıyla Avrupa ile Rusya arasında da bir barış oluşturulması gerekmektedir. Trump’ın Amerika’da iktidara gelmesinden sonra, Amerika’nın bu savaştaki öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona geçmesi neticesinde başka bir sorun ortaya çıktı. Rusya-Ukrayna Savaşı, bir sorun iken, Amerika’nın bu savaşın sona ermesine yönelik yaklaşımı yeni sorunlar çıkarttı. Avrupa güvenliği, Ukrayna’nın güvenliği ile ciddi bir biçimde bağlantılı hale geldi. Yani barış anlaşması olursa, üç temel husus askeri boyutu ile dikkate alınacak. Birincisi; bu anlaşmanın takibi, doğrulanması ve izlenmesi nasıl olacak? İkincisi; Ukrayna’nın caydırıcılık gücü nasıl korunacak? Üçüncüsü; ihlal olması durumunda ne tür tedbirler alınacak? Tüm bu planlama yapılıyor. Barış anlaşması sonrasında askeri unsurların görev alması ihtiyacını karşılayacak üç klasik saha var: Kara, deniz ve hava. Deniz alanı Ukrayna’nın yalnızca Karadeniz’e kıyısı vardır. Karadeniz, en büyük NATO üyesi olarak Türkiye’nin de bulunduğu bir bölgedir. Cumhurbaşkanımızın müzakere talimatıyla, bu sorumluluğu üstlenmek istiyoruz. Buna ilişkin planlamalar yapıldı, gönüllü olan diğer ülkelerle beraber bu sorumluluğu alacağız. Bu konuda Milli Savunma Bakanlığımız yoğun bir çalışma yürütmekte. Hava ve kara unsurları ise İngiltere, Fransa öncülüğündeki diğer ülkelerle hareket edecek” şeklinde konuştu.

CAATSA Kalkınca F-35 ve Diğer Konularda Hayata Geçer

F-35 konusuna değinen Bakan Fidan, “F-35 meselesi CAATSA’nın uygulanmasının bir sonucu olarak ortaya çıktı. Biz olaya sadece F-35 açısından bakmıyoruz. CAATSA’nın kaldırılması noktasındaki diplomatik faaliyetlerimiz devam ediyor. New York sonrası, Cumhurbaşkanımızın Washington’u ziyaretinde, Sayın Trump ile Sayın Erdoğan arasında varılan mutabakata göre, bu sorunun iki ülke gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bunu daha önce de ifade ettim. Şimdi bu iradenin hayata geçirilmesi için birtakım teknik zorlukları aşmamız gerekiyor. Bu irade mevcut. Bu yıl içinde CAATSA’nın kaldırıldığına şahit olacağız ve sizin bahsettiğiniz F-35 ve diğer konular da hayata geçecektir” dedi.

Çözüm Vize Serbestisi Anlaşmasının Yürürlüğe Girmesidir

Vize konusuna ilişkin Bakan Fidan, “Bu süreçte Avrupa’da iki temel sorun var. Birincisi; Avrupa Birliği giderek daha merkezileşmiş bir şekilde vize politikasını tek vize prosedürlerine dönüştürüyor. Bir Avrupa devletine başvuran herkes bir şekilde aynı kriterleri karşılıyor. Bu idari mesele uzun süre pandemi nedeniyle kapalı kalındığı için hayata geçişte zorluklar yaşandı. Ancak, bu kabiliyeti tekrar kazanabiliyorlar, bazı sorunlar azalıyor. Ancak bu, sadece olayın az etkileyen boyutudur. Daha çok etkileyen boyut, Avrupa’da göç ve göçmenlik meselesidir; yani yıllar boyunca var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu konuyu ele alan politikacıların siyasi mevkilerini geliştirmeleri. Avrupa hükümetleri artık dışarıdan gelen yabancıların ülkeye girmesi konusunda çok daha katı görüşlere sahipler. Artık kimse dışarıdan gelen kişinin hangi meslekten olduğunu, doktor mu mühendis mi olduğunu dikkate almıyor; dışarıdan bakanın görünümüne, rengine, duruşuna bakıyor. Bu durum Avrupa için insanlık adına başka bir sorun teşkil etmektedir. Yani bir zamanlar modernleşme ve aydınlanmayı yaşadıktan sonra, yeniden bu noktaya gelinmesi oldukça düşündürücü. Ancak gerçeği ifade etmek gerekirse; Avrupa’da dışarıdan gelen yabancıların ülkeye girişinin artık siyasetin en önemli sorunu haline geldiğini görmekteyiz. Benim bir korkum var; aşırı sağın yükselmesi için bu konuda bir baskıya ihtiyaç var. Artık bir yığınsal göç durduğu için, iç politikada bu durumu malzeme haline getiren bir konuyla karşı karşıya kalabiliriz. Yani artık aşırı sağ, merkezi hükümetlerin çok katı vize ve göç politikaları geliştirdiğini görerek; dışarıdan gelenin değil, içeridekini göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya evrilebilir. Bunu aşırı sağın ilk ortaya çıktığı zamanlarda çok az destekçisi varken, şimdi giderek destek bulduğunu görüyoruz. Yabancılarla yaşama, kabul etme konusunda belli başlı Avrupa ülkelerinde bir sorun haline geldiğini gözlemliyoruz. Türkiye’nin AB’ye aday bir ülke olarak yaşadığı bu sorun, Avrupa tarafından problem olarak görülüyor. Çözümü Vize Serbestisi Anlaşması’nın yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın hayata geçmesi için sistemli bir şekilde çalışmalarımıza devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın AB konusundaki hassasiyeti ve iradesi çok güçlü” açıklamasında bulundu.

Gazze’ye İnsani Yardım

“Deprem bölgesinde boşalan çadırların Gazze’ye gönderilip gönderilmeyeceği” sorusuna Bakan Fidan, “Gazze’ye insani yardım, şu anda bizim için bir numaralı işlem alanı. Oradaki kardeşlerimizin kış şartlarında barınmasız, ilaçsız ve gıdasız kalmasının, başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere, hiçbirimizin yüreğini kaldırmıyor. Konteynerler meselesini toplantılarda gündeme getirdik. Bu sebeple bu süreçlerin bir an önce başlamasını istiyoruz. İsrailliler, uzun süredir içeriye giren insani yardım malzemelerinde metal unsurları kabul etmek istemiyorlar, hatta tıbbi malzemelerde bile. Çünkü bunları çift kullanımlı malzeme olarak görüyorlar; direnişçilerin bunları silah yapacaklarını öne sürdükleri için bu tavır var. İşgal güçlerinin yetkilerini elinden alacak BM’nin kurumları hayata geçtikçe bu direncin azalacağını düşünüyorum. Biz bu konudaki başvurularımızı ve görüşmelerimizi daha önceden yaptık. Hem ilgili platformlarla hem de kendi içimizde, Çevre Bakanlığımız, AFAD gibi bu stokları elinde bulunduran kardeşlerimizle bir araya gelerek bunu nasıl ilerletebiliriz diye konuştuk. Cumhurbaşkanımız da o yönde talimat verdiler; şartlar uygun olduğunda bu yardımları Gazze’ye göndereceğiz. Ancak konteynerlerin metal olmasının getirdiği bazı zorluklar var, bunu aşmaya çalışıyoruz. Türkiye’den gönderilen çadırlar şu anda içeriye giriyor ama çadırlar da her zaman etkili olmayabiliyor” ifadelerini kullandı.

İran’a Yönelik Bir Askeri Müdahaleye Karşıyız

İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşı olduklarını belirten Bakan Fidan, “İran kendi içindeki sorunları kendisi çözmelidir. Tabii bunun uluslararası ilişkiler boyutu var; o da yaptırımlara tabi tutulması. Bunun nedeni ise izlediği bazı politikalar, gerek küresel gerek bölgesel. Kendilerine bunu söylüyoruz; bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekmekte. Küresel nükleer konulardaki sorunlarını da diplomasi yoluyla, fırsat kaybetmeden çözmelidir ki yapısal sorunlar ortadan kalksın. Uluslararası izolasyon altında bulunduğunda, ekonomik hizmetleri verme imkânları giderek kısıtlanmaktadır. İran’ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var; yaşam ve katılma arzusu oldukça yüksektir. Bu türden kısıtlamalar karşısında sıkıntılar yaşanmaktadır. Burada bir karışıklık var; insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer zorlukların rejime karşı bir başkaldırı gibi görünmesi gri bir alan haline gelmiştir. Dışarıdaki bazı İran karşıtı ülkelerin

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaş
Exit mobile version