Çelik: “Kürt kardeşlerimizin güvenliği, SDG’nin saldırıları nedeniyle risk altındadır”

8 Dakika Okuma

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Bu bir Arap-Kürt çatışması değil

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “SDG’nin bazı odaklar tarafından cesaretlendirilerek saldırılar düzenlemesi nedeniyle Kürt kardeşlerimizin güvenliğinin riske atıldığını net bir şekilde görüyoruz. Bu bir Arap-Kürt çatışması değil” dedi.

AK Parti Sözcüsü Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dair parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu. Dış politikada yoğun gelişmeler yaşandığını ifade eden Çelik, “İsrail’in işgalci, yayılmacı ve kaos çıkartan siyaseti maalesef bölgeyi tehlikeye attığı gibi yakın bölgemizin uzağına da ulaşan bir sonuç doğuracak şekilde son olarak ‘Somaliland’in tanınması’ şeklinde kendisini gösterdi. Somali’nin bir parçası olan Somaliland’in İsrail tarafından tanınması, bazı başka siyasetlerin ipucu olduğunu, ön gelişmesi olduğunu görmekteyiz. Özellikle deniz ticareti açısından oradaki bölgenin kontrol edilmesi açısından Yemen’deki gelişmelerle birlikte okuduğumuzda daha karanlık bazı siyasetlerin takip edildiği görülmektedir. Buna tüm dünya etkili bir şekilde karşılık vermelidir” ifadelerini kullandı.

Dış müdahaleler yerine İran’ın kendi dinamikleriyle çözülmelidir

Türkiye’nin komşusu İran’da kaosun olmamasını arzu ettiklerini dile getiren Çelik, “İran toplumunda ve devlet hayatında bazı sorunlar olduğunu yok saymıyoruz. Bu sorunların çözülmesi, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın da belirttiği gibi, İran toplumunun kendi milli iradesiyle gerçekleşmelidir. Dışarıdan yapılacak müdahalelerin daha kötü sonuçlar doğuracağını, özellikle İsrail’in kışkırtmasıyla birlikte ortaya çıkabilecek müdahalelerin daha büyük krizlere yol açacağını ön görmemiz mümkün. İran’da istikrarın önemini vurguluyoruz. Dışarıdan yapılan müdahaleler yerine, İran’ın kendi öz dinamikleriyle çözülmesi gereken meselelerdir. Şu anda İsrailli yetkililerin İran’a dönük söylemlerine baktığımızda, tüm bölgede daha büyük sıkıntılar oluşturacak vahşi bir tutum içerisine girdikleri gözlemlenmektedir” dedi.

Venezuela halkının yanındayız

Venezuela’daki müdahalenin etkilerinin devam ettiğini belirten Çelik, “Biz her zaman Venezuela halkının yanındayız. Her zaman dış müdahaleler olumsuz sonuçlar doğuruyor. Aynı şekilde bundan sonra Latin Amerika’nın başka ülkelerini de etkileyen açıklamaların yapılması son derece olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bu ülkelerin bağımsızlığına, egemenliğine ve iç barışına yönelik adımların atılmaması gerektiğini net olarak ifade etmekteyiz. Venezuela halkıyla dayanışmamızı burada bir kez daha ifade etmiş olalım. Venezuela halkının barış içinde mutlu bir geleceğe sahip olması için Türkiye her zaman yanlarındadır” diye konuştu.

SDG’nin tutumu istikrarı tehdit ediyor

Çelik, SDG terör örgütünün 10 Mart mutabakatına uyması gerektiğini vurgulayarak, “Bir ülkede iki ordunun olamayacağını ifade ettik. Şimdi sivil yerleşim alanlarına, konutlara ve pek çok kamu kurumuna saldırarak sıkıntılı bir tablo ortaya çıkardılar. Suriye hükümeti tavrını ortaya koydu. Bundan sonrasında istikrarla sonuçlanması gerektiği en önemli temennimizdir” şeklinde konuştu.

SDG’nin soykırımcı odaklar tarafından cesaretlendirildiğini söylüyor

SDG’nin Suriye’deki tutumunu ’Terörsüz Türkiye’ hedefini sabote etmeye yönelik bir girişim olarak değerlendiren Çelik, “Bu sabotaj sonuçsuz kalmıştır. Bütün bu gelişmeler, hedeflerin ne kadar kıymetli olduğunu net bir şekilde göstermektedir. SDG’nin kendisini Suriye Kürtlerinin hakkını savunuyormuş gibi göstermesinin hiçbir geçerliliği yoktur. Suriye Kürtlerinin bir terör örgütüne indirgenmesi onlara yapılacak en büyük haksızlıktır. Suriye Kürtleri, Suriye’nin eşit ve ayrılmaz parçasıdır. Suriye’nin geleceğinde de güçlü bir yere sahip olması en büyük arzumuzdur. Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması, Suriye’nin egemenliğinin korunması bizim açımızdan hassas konulardır. 10 Mart mutabakatına uymaları halinde sorun kalmayacaktır. 10 aydır SDG’nin çeşitli müzakere alanlarından kaçtığını, sürece karşı tutum sergilediğini görmekteyiz” ifadelerini kullandı.

Bu bir Arap-Kürt çatışması değil

Çelik, 10 ay boyunca SDG’nin olumlu yaklaştığı bir konu olmadığını belirterek, “SDG’nin birtakım odaklar tarafından cesaretlendirilerek saldırılar düzenlemesi nedeniyle Kürt kardeşlerimizin güvenliğinin riske atıldığını net bir şekilde görüyoruz. Bu bir Arap-Kürt çatışması değil. Bazı terör örgütü odakları bunu bir Arap-Kürt çatışması gibi sunmaya çalışıyor. Bu çok tehlikeli bir yaklaşımdır” açıklamasında bulundu.

İsrail’in saldırgan faaliyetleri devam ediyor

Yapılan ateşkes anlaşmasından sonra İsrail’in sarı hattı Gazze içerisinde yeni bir sınır haline getirmeye çalıştığını belirten Çelik, “Bu son derece yanlış bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, Gazze’nin işgalinin meşrulaştırılmaya çalışılmasıdır. Bu kabul edilemez. Batı Şeria’da ve Doğu Kudüs’te İsrail’in saldırgan faaliyetleri devam etmektedir. Bu çerçevede uluslararası toplumun daha net ve güçlü mesajlar vermesinde fayda vardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başta Gazze olmak üzere dış politikaya ilişkin yoğun bir temas trafiği yürüttüğünü söyleyen Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye’de meydana gelen olayların ardından Suriye Cumhurbaşkanı Şara ile kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdiğini aktardı. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Türkiye, her zaman kardeşlerimizin yanındadır

Bir gazetecinin Suriye’de Arap-Kürt çatışması kışkırtılıyor mu sorusuna yanıt veren Çelik, “Suriye’de terör örgütü sözcüleri, gerek Avrupa’dan, gerek Suriye’den, gerek Kandil’den gelenler, ’Suriye’de bir Arap-Kürt çatışması tetiklendi’ diyerek açıklamalar yapıyorlar. Orada aslında bir Arap-Kürt çatışması bulunmamakta; ama bunu tetiklemeye çalışan bir odak varsa bunun SDG olduğu net bir şekilde gözlemlenmektedir. Suriye içerisinde Kürt kardeşimize, Alevi, Şii kardeşimize kötü gözle bakılmasının karşısında önce biz dururuz. Suriye hükümeti ile de bu konuda mutabıkız. Bu hassasiyetler Türkiye tarafından iletilmektedir. Dolayısıyla burada herhangi bir Dürzi kardeşimize, Alevi ya da Şii kardeşimize kötü gözle bakanların karşısında en önde Türkiye Cumhuriyeti durmaktadır. Kendisine Kürt’ün, Dürzi’nin ya da Alevi’nin, Şii’nin temsilcisi olduğunu söyleyenlerin aslında Kürt’le, Dürzi ile, Alevi ve Şii ile bir alakası yok. Onlar terör faaliyetleri yapmaya çalışıyorlar. Bu faaliyetler neticesinde kendilerine müdahale edildiğinde sanki bir mezhep grubuna müdahale edilmiş gibi bunu sunmaya çalışıyorlar” yanıtını verdi.

Bir genel başkanın Baas rejimi ile kendi partisini bir tutması yanlıştır

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Baas rejiminin çökmesinin ardından CHP ve DEM Parti’nin bölgenin seküler iki partisi olduğu konusundaki ifadelerinin sorulması üzerine Çelik, “Özel’in bu açıklamasını son 10 yılda yapılmış en vahim açıklama olarak değerlendiriyorum. Bir parti genel başkanının kendi partisini Baas rejimiyle mukayese ederek aynı yere koyması çok yanlıştır ve sıkıntılı bir yaklaşım. Bu, CHP’ye gönül vermiş vatandaşlarımıza da büyük bir haksızlık olarak değerlendiriyorum” dedi.

Özgür Özel, psikolojik çekincelerle konuşuyor

Özel’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yağmur yağmasın diye dua ettiğine ilişkin ifadelerine cevap veren Çelik, “Özgür Özel artık kendince bir tür falcılığa başlamış. Bilmediği konularda konuşuyor. Kendi belediyelerinin beceriksizliğini örtmek adına söylenecek yalan bulunmadığını, burada da bir sınır tanımadığını göstermektedir. Cumhurbaşkanımızın açık bir şekilde milletimize hitap ederken yaptığı dualar her zaman milletimizin ve bölgemizin hayrı içindir” diye belirtti.

AB’nin zayıflığı her zamankinden daha açık

AB dönem başkanlığının Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne geçmesinin ardından Çelik, “Biz baştan beri AB’nin, Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs’ın esiri olmasının AB’yi ne kadar dar bir alana hapsettiğini ve AB’nin küresel bir güç olma niteliğini bu şekilde kaybettiğini vurguladık. Günümüzde gelinen noktada AB, Grönland tartışmaları, Ukrayna-Rusya çerçevesinde yaşanan olaylar, güvenlik garantileri tartışmaları ve NATO’nun kapsamındaki tartışmalara bakıldığında Türkiye’nin ‘AB bu şekilde küresel güç olamaz’ tezinin ispatlandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu vizyonsuzluk, Türkiye’ye yönelik genişleme perspektifinin durdurulmasıyla başlamış; ancak buna ek olarak, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın marjinal tezlerinin AB tezi olarak sunulmasından doğmuştur. Güney Kıbrıs yönetimi görevi devralırken Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik ‘işgal’, ‘ilhak’ ve ‘bölünme’ gibi ifadeler kullanmaktadır. Bunlar tamamen gayrimeşru ifadelerdir. Buradaki esas ilhak, 1963’te Rum kesiminin anayasayı ve Kıbrıs Türkünün haklarını gasp ederek ortaya koyduğu işgal ve ilhak ile başlamıştır” ifadelerini kullandı.

DEM Parti heyetinin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmek için talepte bulunup bulunmadığı sorusuna ise Çelik, “Şu anda kesinleşmiş bir takvim yok” cevabını verdi.

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaş
Exit mobile version