Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Erzurum’da düzenlenen “Kuzeydoğu Anadolu Bölge Strateji” toplantısında konuştu ve “İstanbul’da asrın hırsızlığı var. Bunu aklamak için şimdi mesela galiba Yusuf Tekin’in karnelerden Atatürk’ü kaldırdığı yalanına sarılıyorlar. Gerçekten ayıp” dedi.
Erzurum MEB Hizmetiçi Eğitim Merkezi Konferans Salonu’nda yapılan toplantıda konuşan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye siyasi hayatına önemli yenilikler getirdiğini vurgulayarak, “Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve de Cumhurbaşkanımızın siyasal hayatında Türkiye’deki demokrasi ve siyasi partilerin yapılanmasında çok farklı yenilikler getirildi. Bu tür siyasi partilerin kendilerine vizyon belirlediği toplantılar, AK Parti öncesinde pek yoktu. O dönem sadece genel merkezler, merkezi olarak karar alır ve talimat verirdi. Ama bizim içinden çıktığımız siyasi hareket, istişare kültürüne dayanıyor. İstişare, birlikte nasıl bir yol yürüyeceğimizi, nasıl bir ülke ve gelecek hayal ettiğimizi hep beraber planlamak demektir. Biz bu süreci başlangıcından beri yürütüyoruz. Bugün Milli Eğitim Bakanı olarak konuşuyorum. Ama 2001’den bu yana AK Parti’nin gençlik kollarından kadın kollarına, ana kademesinden siyaset akademisine kadar birçok noktada binlerce konuşma yaptım. Bazen muhafazakar demokrasi kavramı üzerinde, bazen Türkiye’nin siyasi hayatıyla alakalı, yerel yönetimlerle, demokrasinin konsolide edilmesiyle, hükümet sistemi tartışmalarıyla ilgili konular üzerinde durduk. Teşkilatta sürekli bu konuları paylaştık. Bugün genel merkez yepyeni bir süreci başlatıyor. 2001 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduğunda nasıl bir Türkiye’de yaşıyoruz ve nasıl bir Türkiye hayal ediyoruz sorusunu kapsamlı bir biçimde, “Erdemliler Hareketi” adıyla bildiğimiz kadro çalıştı ve kendisine bir yol haritası oluşturdu. Aradan geçen 25 yıl içerisinde, belirlediği bu yol haritasını büyük oranda başardı” ifadelerini kullandı.
“Artık yeni bir Türkiye’de yaşıyoruz”
2001 yılında Türkiye’de fert başına milli gelirin 2 bin dolarlar civarındayken, şimdi 20 bin doların hayal edildiği bir Türkiye’ye gelindiğini hatırlatan Bakan Tekin, “Dolayısıyla o zamanki ihtiyaçlarla, bugünkü ihtiyaçlar arasında bir bağ kurmak lazım. Artık yeni bir Türkiye’de yaşıyoruz. O gün 70-80 kişilik sınıflarda eğitim veriliyordu. Bugün 20’şer kişilik sınıflarda eğitim veriyoruz. O dönemdeki ihtiyaçlarla bugünkü ihtiyaçlar farklılaşmıştır. Bugünün Türkiye’sine özgü yeni bir perspektif çizmemiz gerekiyor. Bugün teşkilat başkanlığımız tarafından başlatılan bu istişare toplantısı, 25 yılda Türkiye’de yaptığımız hizmetlerden sonra yeni Türkiye’nin konjonktürünü, önümüzdeki yüz yılı Türkiye yüzyılı yapacak adımların neler olacağını, nelerin yapılması gerektiğini teşkilat bazında konuşacağız, tartışacağız ve kendimize yepyeni bir yol haritası oluşturacağız. Partimiz yol haritası oluşturacak, politikalarını belirtecek ve bizler de bu istişareler sonucunda elde ettiğimiz politikaları hayata geçireceğiz” dedi.
“10 yılda Türkiye’de her anlamda sıkıntılar vardı”
“2001 yılında biz neleri tartışıyorduk? Nasıl bir Türkiye vardı? Bunları unutuyoruz. O Türkiye’de biz neleri hayal ettik? Nereleri başardık?” diyerek sözlerine devam eden Bakan Tekin, “2001 yılından önceki 10 yıl, Türkiye’de iç güvenlik açısından, demokrasi açısından, ekonomi açısından çok farklıydı. 1990 yılından itibaren bir projeksiyon çıkarmak istiyorum. 1990 yılında Türkiye’de yaşanan, toplumu derinden etkileyen birkaç cinayet var; Turan Dursun, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Bahriye Üçok ve Hiram Abbas. Bunlar üzerine günlerce tartıştık. 1991 yılında emekli Korgeneral Hulusi Sayın, Emekli Tümgeneral Memduh Ünütürk, Diyarbakır Hadep İl Başkanı Vedat Aydın, eski MİT Müsteşarı Adnan Ersöz gibi birçok kişi hayatını kaybetti. 1992 yılında emekli oramiral Temel Kayacan, Musa Anter, Uğur Mumcu, Adnan Kahveci, Eşref Bitlis gibi isimler. 1993 yılında 24 Mayıs’ta Elazığ Bingöl karayolunda 33 er ve 7 sivil şehit edildi. 2 Temmuz Sivas olayları 37, 6 Temmuz Başbağlar olaylarında 38 şehidimiz var. Yavi katliamı yine 1993’te gerçekleşti. 1994 yılında yerel seçimlerin öncesinde Gazi olayları oldu. Şimdi tüm bunları saymaya devam edebiliriz. 1990’lı yıllarda AK Parti kurulduğunda Türkiye’nin durumu oldukça zordu ve güvenlik açısında bunları görmek önemli” şeklinde konuştu.
“Antidemokratik müdahalelerin yoğun yaşandığı bir dönem”
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 1990’lı yıllarda Türkiye’de yaşanan gelişmeleri özetlerken sözlerine devam etti: “Peki siyasetin demokratik boyutuyla ilgili ne var? Bununla ilgili birkaç örnek vereyim. Mesela 1995 yılında seçimlere giderken Anayasa Mahkemesi aniden bir karar verdi ve Türkiye’deki bütün demokratik teamülleri altüst etti. Seçim çevresi düzenlemesi, hiç yetkisi olmadığı halde iptal edildi. Bunun ardından Türkiye milletvekilliğini iptal eden bir tablo yaşadık. Yani siyasete millet dışında antidemokratik müdahalelerin yoğun olduğu bir dönemdi. 1995 seçimlerinde Refah Partisi yüzde 21 oy aldı. Dönemin Cumhurbaşkanı şu ifadeyi kullandı: “Ben Refah Partisi’ne hükümet kurma görevi vermem. Birinci olmuş olabilir ama halkın yüzde yetmiş sekizi karşı.” Böyle bir demokratik parametre, böyle bir önerme yok. Maalesef Türkiye böyle günler geçirdi. Sonra Refahyol kurulduktan sonra, Anayasa Mahkemesi, Meclis kararını denetleme yetkisi olmadığı halde, hükümetin güven oylamasını geçersiz kabul etti. Refah-Yol kurulduktan sonra, biz her gün televizyonlarda güvenlik kurulu toplantılarını beklemek zorunda kaldık. Böyle bir demokrasi olabilir mi? Sonra Milli Güvenlik Kurulu, 28 Şubat’ta, “Sizi halk seçmiş olabilir ama sizin halk göbeğini taşıyan adamlar, bidon kafalı insanlar, onların dedikleriyle hareket edilemez” diyerek müdahale etti. 8 yıllık kesintisiz eğitim, çağdaş kıyafetlerle ilgili bir dizi konuda büyük tartışmalar yaşandı. O dönemde gecelik repo faizler yüzde 7500’e kadar çıkmışken, bankerlerin iflasları ve ortaya çıkan borçlar tartışılıyordu. Enflasyon konusunda söyleyecek çok şey var fakat bir örnek vermem gerekirse; 2000’li yılların başında bir Orta Asya ülkesinde iken, iki turist Türk lirasını alarak dalga geçiyordu. Böyle bir Türkiye’yi yaşadık” dedi.
“Türkiye’yi hep beraber inşa ediyoruz”
AK Parti teşkilatları sayesinde, bugünkü konuşulanları milattan önce yaşanmış gibi hatırlamakta zorlandıklarını ifade eden Bakan Tekin, “Çünkü artık bambaşka bir Türkiye’de yaşıyoruz. Ama 2001 yılında biz bunları tartıştık. 2001 yılında AK Parti kurulurken, bu Türkiye bu yüzyıla yakışmıyordu. Bu Türkiye bu millete yakışmıyordu. Bu yönetim, maalesef hak ettiğimiz bir yönetim değildi. O yüzden biz bir şeyleri değiştirmemiz gerektiğini konuştuk. Neleri sağlayacağız, neleri hayata geçireceğiz tartıştık. Dedik ki, vatandaşların can, mal, ırz ve namus güvenliklerini devlet güvence altına alacak. Bugün Türkiye’de bambaşka şeyleri konuşuyoruz. Şu an ele aldığımız konular, sanki başka yıllarda yaşanmış şeylermiş gibi görünüyor. Yine o Türkiye’de insanlar etnik ve dini kimlikleri nedeniyle ötekileştiriliyordu. Bugün Türkiye’de, herkesin insanca yaşadığı ve temel hak ve hürriyetlerini kullanabildiği, insan olan herkesin değeri kabul edilen bir Türkiye’yi hep beraber inşa etmek hedefimizdir” dedi.
“İstanbul’da asrın hırsızlığı var”
Türkiye’de muhalefetin ezberleri olduğunu belirten Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Ezberleri bozulduğunda veya bir şeyleri saklamak istediklerinde, hemen klasik eski şeylere yeniden sarılıyorlar. Çünkü bir şey üretemiyorlar. İstanbul’da asrın hırsızlığı var. Bunu aklamak için şimdi, galiba Yusuf Tekin’in karnelerden Atatürk’ü kaldırdığı yalanına sarılıyorlar. Bu gerçekten ayıp. Onlara sesleniyorum. Bu hırsızlık, bu yalanların arkasında saklanılacak kadar küçük bir hırsızlık değil. İstanbul’un parası, İstanbullunun parasıdır. İstanbullunun evinden akacak suyun, sokakta çektiği trafik çilesini çözecek kaynakları, kumara, uyuşturucuya, fuhuşa harcayanlar bu hırsızlıklarını Atatürk’ün arkasına sığınarak lütfen saklamasın, komik duruma düşüyorlar. Gerçekten komik duruma düşüyorlar. Türkiye’de birçok şey değişti. Muhalefet de aslında değişmeye eğilimli ama maalesef zaman zaman ne yapacaklarını bilmeden eski ezberlerine dönüyorlar. Eğitimle ilgili ben sadece şunu söylüyorum. 2002 yılında, dönemin başbakanı Bülent Ecevit bir proje başlattı. Cumhuriyetin yüzüncü yılında nasıl bir Türkiye istiyorsunuz? Herkes mektup yazsın dediler. Cumhuriyetin yüzüncü yılında, yani 2023 yılında, Milli Eğitim Bakanı olarak bana yazılmış mektuplar geldi. Öğretmenlerimiz 2002 yılında, “İnşallah Cumhuri̇yetin yüzüncü yılında 45-50 kişilik sınıflarda ders anlatabileceğiz” dediler. Yani 70-80 kişilik sınıflarda ders anlatıyormuşuz. Öğretmenimiz, “İnşallah diyor, cumhuriyetin yüzüncü yılında okullarımızın koridorlarında farelerin cirit atmadığı, çocuklarımızın tuvalet ihtiyaçlarını gidermek için okulun dışına çıkmak zorunda olmadıkları okullarımız olur” diyor. Bir tane bilgisayar olması temennisinde bulunuyor. Şimdi Türkiye’de, derslik başına düşen öğrenci sayısı, dünya ortalamasının altında. 20’li rakamlarda ders yapıyoruz. Öğretmen başına düşen öğrenci sayımız uluslararası göstergelerde örnek gösterilecek durumdadır. Birleşmiş Milletler’in kendi raporlarında, dünyada bütün sınıflarda etkileşimli tahtası olan tek ülke olarak Türkiye belirtiliyor. İnternet erişim hizmetleri bakanlık tarafından sağlanıyor” şeklinde konuştu.
“Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun”
Türkiye’nin eğitim ve öğretim açısından, fiziki göstergeler bakımından dünyada örnek gösterilecek bir ülke olduğunu hatırlatan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, sözlerine şöyle devam etti: “Çok şükür bunu başardık. Sayın Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun. O gün dedik ki, bizim iktidarımızda Türkiye’de kimse ana dilinden, etnik kimliğinden veya dini inançlarından dolayı ötekileştirilmeyecek dedik. Bugün, 2002 yılından itibaren Türkiye’de okullarımızda seçmeli Kürtçe dersinden, seçmeli Kur’an-ı Kerim derslerine kadar, herkesin kendi etnik ve dini inancına uygun ders seçenekleri çocuklarımız ve gençlerimize sunmaya başladık. Bugünkü Türkiye’de artık kimse kılığından kıyafetinden dolayı yadırganmıyor. Bugünkü Türkiye’de kimse akademik anlamda fırsat eşitliğinden şikayetçi değil. Bambaşka şeyler yapmaya başladık. Cumhurbaşkanımızın iradesi, kararlılığı, vesayete meydan okuma duruşu çok önemli. Ancak onu destekleyen, dimdik arkasında duran teşkilatlar olmasaydı bunların hiçbirisini bizler başaramazdık. Bu sebeple, teşkilat başkanlığımızla yeniden bu teşkilat bilincini, şuurunu dimdik ve ayakta duracak şekilde, dinamik hale getirmek için bu süreci başlattı. İnşallah bu sürecin sonunda yaz aylarına geldiğimizde hep beraber sahada bu yeni Türkiye’nin müjdecisi olacak şeyleri gerçekleştireceğiz” dedi.