Veremle Savaş Haftası’nda, Uzman Doktor Karşı: “Üç haftayı aşan öksürükleri ciddiye alın” uyarısı yaptı.

Editör
7 Dakika Okuma
Veremle Savaş Haftası’nda, Uzman Doktor Karşı: “Üç haftayı aşan öksürükleri ciddiye alın” uyarısı yaptı.

Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Remzi Karşı’dan Veremle Savaş Haftası Açıklamaları

Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü, Halk Sağlığı Doktoru Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, Veremle Savaş Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada, üç haftayı geçen öksürüklerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Verem genetik değildir, bulaşıcıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre tüberküloz hala küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu olup, dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri aktif hastalık gelişmemiş olsa da gizli (latent) verem enfeksiyonu taşımaktadır. Bu nedenle verem hastalığını iyi tanımakta fayda var.” mesajını iletti.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de önemli bir halk sağlığı sorunu olan verem (tüberküloz), erken tanı ve düzenli tedavi ile tamamen iyileşebilen bir hastalık olmasına rağmen geç başvuru ve yanlış bilgiler nedeniyle toplum açısından hala risk oluşturuyor. Veremle Savaş Haftası kapsamında hastalığa yönelik farkındalık çalışmalarının önemini vurgulayan Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, tüberküloz hakkında detaylı bilgi vererek uyarılarda bulundu. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Tüberküloz; etkeni ‘mycobacterium tuberculosis’ olan ve solunum yoluyla bulaşan bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu hastalık genetik değildir; aileden kalıtsal olarak geçmez. Ancak tedavi edilmediğinde ciddi ve yaşamı tehdit eden sonuçlara yol açabilir. Hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması ya da konuşması sırasında ortaya çıkan damlacıklar aracılığıyla havaya yayılır. Bu damlacıkların solunmasıyla sağlıklı bireyler enfekte olabilir. Enfekte olan her kişide hastalık gelişmez. Alınan basiller vücutta uyku halinde kalabilir ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı dönemlerde hastalığa yol açabilir. Hastalık gelişme riskinin en yüksek olduğu dönem ise enfeksiyondan sonraki ilk iki yıldır.” ifadelerini kullandı.

En Riskli Grup: Hasta ile Uzun Süre Aynı Ortamda Bulunanlar

Hastalığın bulaşma açısından en riskli grubunu, verem hastalığına yakalanmış biriyle uzun süre aynı ortamı paylaşan kişilerin oluşturduğunu dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Bunların başında aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşları yer almaktadır. Tüberküloz; kaşık, çatal, bardak; giysi, çarşaf gibi eşyalar yoluyla bulaşmaz. Ancak mikrop, güneş görmeyen, havalandırması yetersiz ortamlarda havada uzun süre canlı kalabilir. Güneş ışığındaki ultraviyole ışınlar verem mikrobunu kısa sürede etkisiz hale getirir. Bu nedenle kalabalık, kapalı ve havalandırması yetersiz alanlar bulaşma açısından en riskli ortamlardır.” şeklinde konuştu. Ayrıca, tüberkülozun en sık, toplumun en üretken yaş grubundaki yetişkinleri etkilediğini ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Ancak tüm yaş grupları risk altındadır. Vakaların ve ölümlerin yüzde 80’inden fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir. DSÖ’nün 2024 yılı verilerine göre; yeni verem vakalarının yüzde 34’ü Güney Doğu Asya Bölgesi’nde, yüzde 27’si Batı Pasifik Bölgesi’nde, yüzde 25’i Afrika Bölgesi’nde kaydedilmiştir. Yeni vakaların yaklaşık yüzde 87’si, Tüberküloz yükünün yüksek olduğu 30 ülkeye dağılmıştır. Küresel toplamın üçte ikisi; Hindistan (yüzde 25), Endonezya (yüzde 10), Filipinler (yüzde 6.8), Çin (yüzde 6.5), Pakistan (yüzde 6.3), Nijerya (yüzde 4.8), Demokratik Kongo Cumhuriyeti (yüzde 3.9) ve Bangladeş’te (yüzde 3.6) kaydedilmiştir. İlk beş ülke, küresel yükün yüzde 55’ini oluşturmaktadır.” sözlerini aktardı.

Sadece Bir Halk Sağlığı Sorunu Değil

Tüberkülozun sadece bir halk sağlığı sorunu olmadığını, aynı zamanda ciddi bir sosyal ve ekonomik yük oluşturduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Küresel ölçekte, tüberküloz tedavisi gören kişilerin ve ailelerinin yaklaşık yüzde 50’si, hane gelirinin yüzde 20’sini aşan, felaket düzeyinde maliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde hastalık riski daha yüksektir. DSÖ’nün 2024 yılı verilerine göre yeni Tüberküloz vakalarının: 0.97 milyonu yetersiz beslenme, 0.93 milyonu diyabet, 0.74 milyonu alkol kullanım bozuklukları, 0.70 milyonu sigara ve 0.57 milyonu HIV enfeksiyonu ile ilişkilidir. Hastalık en çok akciğerleri etkilediğinden, belirtiler çoğunlukla solunum sistemine ait olmaktadır. 2-3 haftadan uzun süren, tedaviye yanıt vermeyen öksürük, balgam çıkarma, balgamda kan görülmesi, ateş, gece terlemesi, halsizlik, yorgunluk, kilo kaybı, iştahsızlık, nefes darlığı, göğüs ve sırt ağrısı gibi şikayetler hastalığın belirtileri arasında yer alır. Belirtiler genellikle hafif başlar ve yavaş ilerler. Bu nedenle birçok hasta doktora geç başvurur. Oysa 2-3 haftadan uzun süren öksürük, mutlaka göğüs hastalıkları polikliniğinde veya verem savaşı dispanserinde değerlendirilmelidir.”

Tüberküloz tanısının nasıl konulduğuna ilişkin detayları da paylaşan Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Tüberküloz tanısı, balgamda verem mikrobunun gösterilmesi ile konulur. Hastanın yakınmaları ve akciğer filmi bulguları hastalıktan şüphelenmeyi sağlar. Ancak kesin tanı için mikrobiyolojik inceleme şarttır. Balgam ya da diğer örneklerde mikrobun görülmesi, kültürde basil üremesi tanıyı kesinleştirir.” açıklamasını yaptı.

En Etkili Yöntem Doğrudan Gözetimli Tedavi

Tüberküloz tedavisinde ilaçların düzensiz kullanımının mikrobun ilaca dirençli olmasına ve bu durumun tedavi sürecini 18-24 ay kadar uzatmasına neden olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, vereme karşı en etkili tedavinin doğrudan gözetimli tedavi olduğunu söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Dünya Sağlık Örgütü, her doz ilacın sağlık çalışanı ya da eğitilmiş bir kişi tarafından içirilmesini önermektedir. Türkiye’de bu uygulama başarıyla sürdürülmektedir.” ifadelerini kullandı. Türkiye’de tüberküloz ilaçlarının Sağlık Bakanlığı tarafından karşılandığını, Verem Savaşı dispanserleri aracılığıyla bu ilaçların ücretsiz verildiğini ve hastalık takibinin de dispanserler aracılığıyla yapıldığını hatırlatan Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Türk Toraks Derneği’nin açıklamalarına göre; özel diyetler, iklim koşulları ya da istirahat, tedavinin temel unsuru değildir. En önemli faktör; ilaçların doğru, düzenli ve yeterli süre kullanılmasıdır. Tüberkülozdan korunmanın en etkili yolu, bulaştırıcı hastaların erken tanı alıp hızla tedaviye başlamasıdır. Uygun tedavi ile 2-3 haftada bulaştırıcılık büyük ölçüde ortadan kalkar. BCG aşısı, erişkinde hastalığı tamamen önlemez fakat özellikle çocuklarda ölümcül ve ağır formlara karşı koruma sağlar. Türkiye’de BCG aşısı, doğumdan sonra ikinci ayını dolduran bebeklere hayatları boyunca bir kez uygulanmaktadır.” dedi.

Tüberküloz hastasıyla temaslı olan kişilerin de mutlaka muayene edilmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, “Buna temaslı muayenesi denir. Risk taşıyan ancak hasta olmayan kişilere genellikle 6 ay süreyle koruyucu tedavi uygulanır. Düzenli kullanıldığında hastalık gelişme riskini yüzde 90’a varan oranda azaltır. Özellikle çocuklar için hayati önemdedir.” açıklamasını yaptı.

İhlas Haber Ajansı

Bu Makaleyi Paylaş