Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, dijital içeriklerin bireylerde sorumluluktan uzaklaşmaya yol açtığını belirtti.

Editör
4 Dakika Okuma
Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, dijital içeriklerin bireylerde sorumluluktan uzaklaşmaya yol açtığını belirtti.

Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, bireylerin ekranda gördüklerine karşı bir şeyler yapma isteği ile zamanla çökme yaşadıklarını belirterek, “Dijitalde yapılan paylaşımlarla vicdan rahatlatması yapılıyor ve gerçek hayattaki sorumluluklar erteleniyor” dedi.

Beynin duyguları ve duygusal süreçleri aynı anda işleyemediğini ve iki uçtan birinin yaşandığını ifade eden Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, “Dijital vicdan, kişinin ekranda gördüğü felaketlere, yardım çağrılarına, mükemmel hayatlara, başarılı performanslara karşı vermiş olduğu sorumluluk, suçluluk ve yetersizlik duygularının toplamına verilmiş bir kavramdır. Çünkü dijital vicdan ne kadar yeni bir kavram gibi görünse de aslında birçok insanın şimdiden hayatının içine girmiş durumda. Eskiden insanlar vicdanı tek bir olayla ya da birkaç olayla karşılaştırıp kendi vicdanlarına ve iç seslerine göre yorum yaparken artık bu yorum, ekranın sesiyle yapılan bir hale geldi. Artık telefonumuzu açtığımızda, bildirimlere baktığımızda onlarca felaket, binlerce yardım haberi, muazzam hayatlar, muhteşem başarılar görürken insanda bıraktığı his; yetişmek, bir şeylere ulaşmak, ‘ben de bir şeyler yapmalıyım’ hissiyatı ile geride kalan bir psikolojik durum oluyor. Bunun en büyük örneklerinden biri, bireyler üzerinde gördüğümüz yorgunluktur. Artık bir çöküş görüyoruz. Çünkü insanlar ‘bir şeyler yapmalıyım, bu kadar duyguyla nasıl baş edeceğim’ diye düşünmeye başlıyorlar. Beyin bu kadar bilgiyi aynı anda işleyebiliyor olsa bile aslında duyguları ve duygusal süreçleri aynı anda sindiremiyor. Dolayısıyla ya tüm bu haberlere duyarsız kalıyoruz ya da ‘artık bir şeyler yapmalıyım’ sorumluluğuyla en azından aktif biri olma çabasıyla paylaşımlarda bulunuyor, beğenilerde bulunuyor, destekler yapmaya çalışıyoruz veya kampanyalara bir şekilde katılmaya çalışıyoruz. İşin bu kısmı, etik ve ahlaki bir süreçle yürütülmediği zaman hem bireysel hem de toplumsal olarak ciddi zararlar verebilir. Üstelik bunu yaparken bir başkasını bu konuda yani ‘paylaşım yapmıyor’ şeklinde yargılayabiliyor ve onun da iyi bir insan olmadığını sorgulamaya başlıyoruz. İşte burada aslında vicdan rahatlatması dediğimiz kısım gündeme geliyor. Çünkü ben sadece bir fotoğraf paylaşarak, yalnızca bir beğeni butonuna basarak gerçek hayattaki sorumluluğumu ertelemiş oluyorum. Gerçek vicdanla dijital vicdan arasındaki en önemli fark budur. Gerçek vicdan gerçekten bir insana temas etmektir. Gerçekten bir bağ kurmaktır. Ben bir paylaşım yaptığımda kaç insana ve hangi noktalara gerçekten dokunabiliyorum? Sadece bir şeyler yapmış olmak için mi, yoksa gerçekten bir insana yardımcı olmak niyetiyle mi paylaşıyorum?” ifadelerini kullandı.

Hamurcu, bireylerle bağın ekranda değil hayatta kurulduğunu ifade ederek, “Dijital dünyanın en önemli ahlaki boyutunda durup şunu sorgulamamız gerekiyor. ‘Ben şu an bu paylaşımı gerçekten kimin için yapıyorum? Eğer ben yardımcı olmak için yapıyorsam ben bir kahraman değilim. Kendime hatırlatmalıyım ki dünyayı kurtaramayacağım, dolayısıyla kendi yapabileceğim yardımı görmem gerekiyor.’ Gerçek dünyada yardım etmem ve gerçek bir bağ kurarak insanlara dokunmam gerekmektedir. Gerçek haberler, gerçek iletişim kaynakları, gerçek kampanyalarla hayatımı şekillendirmem ve düzenlemem gerekiyor. Çünkü bağ, gerçek hayatın içinde samimi bir şekilde kurulan bir bağ olduğunda vicdanımız devreye giriyor. Diğer türlü yalnızca bir yarış içinde, performans kaygısıyla ‘ben de geç kalmayayım, ben de onlar gibi olayım’ diye paylaşılan her şey ne yazık ki sahte paylaşımlar oluyor ve günün sonunda bize geç kalmışlık, suçluluk ya da duyarsızlaşma olarak geri dönmekte. Burada en önemli ve son olarak belirtmek istediğim kavram şudur ki artık hayata yetişmeye çalışmaktansa kendimize yetişmek ve kendimize kurduğumuz bağı insanlara gerçek bir şekilde yansıtmak gerekmektedir. Dijitalin vicdanımızı ne kadar kararttığını bu örneklerden de görebiliyoruz. Sürekli maruz kaldığımızda, merhametimizin de azaldığı ve körelme duygularının başladığı bir noktaya gelebiliyoruz. Bu nedenle burada istediğimiz şey ekran süresini değil, kalbinizin süresini tutmanız ve ekrandan bir performans olarak değil, kalbinizden geçen gerçek bir bağ ile temas kurarak vicdanınızı kullanmanızdır. Çünkü vicdan bir performans değildir, bir bağdır ve bağ, ekranda değil, hayatta kurulur” şeklinde konuştu.

İhlas Haber Ajansı

ETİKETLENDİ:
Bu Makaleyi Paylaş