Asırlık nine ve dedeler ‘Cumhuriyet’i anlattı

    0
    35

    ORHAN IFTIHAR GEMİCİ

    Yaşları bir asra ulaşan Cumhuriyet’in canlı tanıkları nine ve dedeler, emeklemeye birlikte başladıkları Cumhuriyet‘i anlattı.

    Cumhuriyet’in en şiddet zamanlarına tanıklık eden şimdinin yüzyıllık nine ve dedeleri, bir milletin küllerinden doğma mücadelesine de tanık oldu.

    Birçok önemli gelişmeye şahitlik eden asırlık nine ve dedeler, Cumhuriyet’in ilanının 93. yıl dönümü öncesinde “o yılları” AA muhabirine anlattı.

    Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinde 1 Haziran 1916’da doğduğunu ve hiç okula gitmediğini ifade eden Hadice Uğurlucan, “Ayıptı, kızlara okul yoktu. Onun için okul yazarlığım yok. Teyzemin oğluyla evlendim. Üç günlük nişanlıyken askere gitti.” dedi.

    Uğurlucan, önceden yeni doğan çocukların nüfusa derhal kaydettirilmediğini anımsatarak, kardeşinin ve kendisinin nüfusa kayıt ettirilme hikayesini şöyle anlattı:

    “Bizim oraya okul gevşemiş, hoca gelmiş. Okumayan çocukları orada okutmak istemişler. Kardeşim bir gün eve geç geldi. Babam ‘Nerede kaldın oğlum?’ diye sordu. ‘Baba buraya mektep çözülmüş. Ben oraya gittim seyrettim. Yarın gidip tescil olacağım, okuyacağım’ dedi. Babam, ‘Ne mektebi oğlum? Oraya gitmeyeceksin’ diyerek kızdı. Ertesi gün gitmiş, tescil olmuş. ‘Beni babam öldürse de gider okurum’ demiş. Babam da bizi nüfusa kaydettirmeye gitmiş. Beni büyük, onu ufak yazdırmak istemiş. Nüfus memuru, ‘Bu, kızı evlendirmek için büyük yazdırıyor’ demiş. Nüfus memuru, bizi mahkemeye verdi, nüfusumuzu vermedi. Üç kez mahkemeye çıktık. En son üç tanık istediler. dahası doktor raporu istediler.”

    “Cumhuriyet kurulacak, Cumhuriyet Bayramı olacak”

    Ailesinin anlattığına kadar 17 yaşında evlendiğini gösteren Uğurlucan, “Bize ‘Cumhuriyet kurulacak, Cumhuriyet Bayramı olacak’ dediler. Öğretmenler, çocuklara giymeleri için elbise verdi. Şenlik oldu, çalgılar oldu, şiirler okundu. Ama ben gitmedim, duydum. Şimdiki gibi tören yaptılar. ‘Neyin nesi bu?’ diye sorulduğunda ‘Artık bundan daha sonra Türkiye’de Cumhuriyet Bayramı her sene olacak’ dediler. Onu hatırlıyorum.” dedi.

    Uğurlucan, o dönemde haberlere ulaşmakta yaşadıkları sıkıntılara değinerek, Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde ikamet ettikleri zamanlarda askeriyenin radyosunu dinlemeye giden eşinin, evde kendilerine anlattıklarını anlamakta güçlük çektiklerini dile getirdi. Eşinin haberleri, evde kendilerine anlatmasını o zamanlarda tuhaf karşıladığını gösteren Uğurlucan, hemen haberleri kaçırmamak mücadele sarf ettiğini vurguladı.

    Atatürk’ün vefatı

    Mustafa Kemal Atatürk’ü görme şansının olmadığını ama eşinin askerde Atatürk ile bir arada bulunduğunu kaydeden 100 yaşındaki Uğurlucan, 10 Kasım 1938 gününe ilişkin, “Evin karşısında askeriye vardı. Baktık, bayraklar yarıya kesik. Beyime ‘Bu bayraklar niçin yarıya indirimli?’ diye sordum. ‘Atatürk, ölmüş. Onun için bayraklar yarıya indirilmiş’ dedi. Cümbür Cemaat matemdeydi, üzüntülüydü.” ifadelerini kullandı.

    “Atatürk, İnönü, Fevzi Anlamak da arabanın üstünde milleti selamlarlardı”

    Bala’nın Tolköy köyünde 1921 yılında doğduğunu gösteren Mehmet Kılıç, babasının iyi bir hafız, annesinin ise hayvanlarla ilgilenen bir ev kadını olduğunu söyledi.

    Kılıç, köylerinde hoca olmamasından dolayı okuma yazmayı fakat askerde öğrenebildiğini ifade etti.

    29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanının arkasından Mustafa Kemal Atatürk’ün her sene benzer günün Cumhuriyet Bayramı olarak kutlanmasını istediğini bildiren Kılıç, katıldığı bir Cumhuriyet Bayramı kutlamasında Atatürk’ü görme anını şöyle anlattı:

    “Hipodrom’da gördüm. Cumhuriyet Bayramı vardı. Başka nerede göreceğiz Atatürk’ü? Köyden eşeklerle yola çıktık. Yarım çarık, yarım kundura ile kimi de ayaklarına keçe dolardı. Azıklarını alırlardı. Elmadağı’na çıktıklarında akşam olurdu. Yağbattal’ın üzerinde kalırlardı. Hoca ezan vermeden evvel kalkardık. Ankara’ya girerdik, güneş doğardı. Eşekleri Ahmet Çavuş’un hana koyarlardı, içten Hipodrum’a giderlerdi Atatürk’ü bakmak için. Ordu geçerdi, sonra Atatürk, İnönü, Fevzi Çakmak da arabanın üstünde milleti selamlarlardı. Ahali ayağa kalktı, heyecanlandı. Atatürk’ü görünce gözyaşı döktüler. Nerede o Atatürk, nerede o Cumhuriyet? Irk tezahürat yapardı ‘Şa şa şa fazla yaşa Kemal Paşa’ diye. Çok sevilen bir adamdı. Allah rahmet eylesin. Bir tek orada gördüm.”

    “Halimiz nice olurdu”

    O günü Hipodrom’da geçirdiklerini açıklayan 95 yaşındaki Kılıç, “Ordu olmasaydı işimiz haraptı. Allah razı olsun sahip olan ordumuzdan, Allah zor şiddet versin. Onların baştan sona şimdi biz ekmek yiyoruz. Yahut bu silah tutanların ellerine kalsaydık, halimiz nice olurdu Allah korusun. Tekrar Allah milletten razı olsun memleketine, devletine sahip çıktı. Ne yapacak daha millet?” diye konuştu.

    Kılıç, haberlere köylerine çok nadir gelen gazetelerden babasının okumasıyla ulaştıklarını söyleyerek, Atatürk’ün fabrika kurduğunu, orman çiftliğini kurduğunu, yeni motor aldığını babasından dinlediklerini kaydetti. Kılıç, imkansızlıklar içindeki insanların Cumhuriyet’e olan sevgilerinin kaynağının “Atatürk” ve “ordu” olduğunu belirtti.

    Cumhuriyet öncesi döneme ilişkin yakınlarından en çok Çanakkale Savaşı hikayeleri duyduğunu ifade eden Kılıç, köylerinde hane sayısının 80’den 5’e düştüğünü ve kocasız kalan kadınların perişan olduklarını anlattı.

    “Kara sabanla sürdüğümüz tarlalar, gözümün önünden gitmiyor”

    Kılıç, Atatürk’ün Ankara’ya ilk gelişinde Hacı Ali Rıfat Tolluoğlu, Cafer Tayyar, Fuat Börekçi ve Ankara’nın birkaç ileri geleni göre Dikmen’de karşılandığını anımsatarak, şöyle devam etti:

    “Atatürk, ikametini Bala’dan alıyor. Birincil geldiğinde, Beynam köyünde kalıyor. Atatürk aramak Cumhuriyet çağırmak, Cumhuriyet çağrıda bulunmak Atatürk çağrıda bulunmak. Bundan ötesi yok ama. Cumhuriyet denilince aklıma eski günler geliyor. Kara sabanla sürdüğümüz tarlalar, hiçbir zaman gözümün önünden gitmiyor. Çift sürerdik, tohum ekerdik, akşam eve geldiğimizde hayvanların bakımını yapardık.”

    “Atatürk öldü’ diye bildiri edilince halk müziği ağladı”

    Kılıç, Atatürk’ün ölüm ettiğini babasından öğrendiklerini belirterek, “Atatürk öldü diye bildiri edilince insanlar ağladı. Cümbür Cemaat yollara döküldü. Atatürk’ün naaşını, Numune’nin yanında koydular. Ben de cenazesini geriden gördüm. Top arabasıyla götürüyorlardı.” ifadelerini kullandı.

    “Atatürk’ten aldığım o parayla durumu düzelttik, zenginleştik”

    Cumhuriyet’in ilanından iki sene önce Haymana’nın Dereköy köyünde dünyaya gelen Şiho Kara, dönemin şartlarından bahsederek, “Istek çoktu. Arpa kaynatırlardı, bütün askerler onu yerdi.” dedi.

    Ailesinin geçimini çiftçilik yaparak sağladığını belirten 95 yaşındaki Kara, ceketindeki madalyayı göstererek, “Bu madalya babamdan bana kaldı. Babam, Çanakkale harbinde gazi olunca almış. Ondan anı kaldı” diye konuştu.

    Ilk evliliğini dayısının kızıyla yaptığını, okuma yazmasının olmadığını söyleyen Kara, Mustafa Kemal Atatürk ile arasında geçen diyaloğa ilişkin bir anısını şöyle anlattı:

    “Atatürk’ün kızının başörtüsü rüzgardan uçtu. Ben aldım, cebime koydum, gittim. Muhtar, ‘Atatürk’ün kızının başörtüsünü kim götürmüşse getirsin’ dedi. Pullu bir şeydi. Annem gidip benim aldığımı söylemiş. diğer taraftan baktık fakat bizim eve muhtar, bekçi ve jandarmalar geldiler. Benim üstümde elbise falan nerede? Beni alıp götürdüler. Fevzi Kavramak ile Atatürk oturuyorlar. Atatürk ‘Sen mi götürdün?’ diye sordu. ‘Ben götürdüm Paşam’ dedim. Kızı da vardı o süre. ‘Niye götürdün?’ diye sorduğunda rüzgar uçurunca alıp götürdüğümü söyledim. ‘Aferin, cümbür cemaat böyle cesur adam olsa.’ dedi.

    Orada cebinden çıkardığı bir arz kağıt parayı verdi. ‘Kendine elbise al’ dedi. Bende davar yününden yaptıkları şalvar var. O süre bir inek ve bir eşeği sabana koşuyorduk, çift sürüyorduk. Rahmetli babamla bir komşumuz Polatlı’ya gittiler. Polatlı’dan bir çift öküz almışlar. Atatürk’ten aldığım o parayla durumu düzelttik, zenginleştik. Davarı fazla aldık, Haymana’da zengin olduk.”